60 Gün'ü okumuş bir insan olarak sadece yorumumu değil aynı zamanda nefesimi de bırakmış olabilirim. Tabii biraz da oha falan olmuş olabilirim. Çünkü burada genç bir kalemden alınmış en harika mürekkeple karşı karşıyayız. Bu mürekkep denizinin derinliklerine dalmaya hazır mıyız? Bence hazır olun. Dalıyoruz.
Bu mürekkep için sıradan lafını duymak istemem çünkü sıradan kurguların çok ötesinde bir tarza sahip. Valla mı? Valla. Bu kitabı okuduğumda tüylerimin diken diken olduğunu hissettim. Karga tüyü değil yahu benim tüylerim. Neyse, kendimi de kargaya benzettirmeden son gaz devam ediyorum. 🦇
Burada sadece bir baş karakter yok. Sadece cinayetler ve yakalanması gereken bir katil de yok. Yedi kişiden oluşan bir oyun ve Tanrı ile yardımcılarının üstlendiği roller var. Bu kitabı okurken oyunun içine doğru doğru çekilebilirsiniz. Do you play A game?
Ve bu oyun size yeni bir bakış açısı kazandırıyor, Sıla, Baha, Yiğit, Asır, Aras, Kutay, Sezgi. Her birinin bu hikayede kazandırdığı rolleri ve yaptıkları davranışlarının açtığı olaylara tanık oldukça sizde nefesinizi tutma heyecanını yaratıyor. Kah şaşırtıyor kah korkutuyor kah gerim gerim geriletiyor kah bu olaylara sürüm sürüm sürükletiyor. Şahsen bu kitabı okurken çok fazla nefes alıp verdim de üfürükçülere dönmüş gibiydim.
Karakterlere gelirsem eğer Sıla en masumu diyebilirim, Yiğit ve Aras korumacı bir tavırla Sıla'yı korumuş olsa da Yiğit daha baskın gibi geliyor. Sezgi bir psikopat, hiç değinmeyeyim ona kahneem. Baha ise sırları olan her şeyi önceden öngörebilen bir adam.
Kısacası bu karakterlerle tanışmak, oyunu oynamak ve şifreleri çözerek çüş bee demek için kitabı almanızı öneririm, aldığınızda bir daha bırakmak istemezsiniz. Bu yorumu yazarken bile sağ koltukaltımda kitabı tutuyor oluşumdan ne demek istediğimi anlayabilirsiniz.