Uzun bir yolun başında sarhoşlar topluluğu vardı. Elerinde bira şişeleriyle, kendilerini kaybeden, her önüne çıkana atarlanan, söven sarhoşlardı bunlar. Kimi hayata atarlanır, kimi ise hayatın içinde birikmiş kirli insanlara. Kimi son üç lirasının derdine düşmüş, Kimi ise bir lirayı bulma derdine düşmüş, para derdine düşen yerde yığılmış sarhoşlardı bunlar.
İçlerinden biri, bir o yana bir bu yana savrulan kolarının hakimiyetini ele alarak, bacaklarıyla tutuşturup ayağa kalkarak, yanıp sönen gözleriyle etrafı sezdikten sonra, gökyüzünü seyre daldı...
Sanırım bu oydu, uzaktan sesini duyduğum, hayatla bir şeyleri alıp veremeyen, hayata bağıran sarhoştu o.
Birden durdum, ürken gözlerimin belirenmesini istemedim. Cebimde bir sigara paketi, bir de bir çakmağın varlığıyla huzurluydum.
Sakin ve bir o kadar da rahat bir şekilde cebimdeki sigara paketini çıkardım, bir sigara yaktım. Her zaman yaptığım gibi ilk sigara soluğumun dumanını, başımı kaldırarak gökyüzüne üfledim. Benim için bir anlamı yoktu tabi ki de bu sigaranın ilk soluğunu gökyüzüne bırakmam, hoşuma giderdi sadece.
Sigaramın kısa olmayan anısıyla, ayağa kalkan sarhoşu bir an unuttuğumu sanmıştım.
Onun varlığının habercisi ise, donuk bir sesle bir şeyleri mırıldanmasıydı.
Evet bu oydu, hayata bağıran, onunla boğuşmak istercesine dişlerini sıkan sarhoştu.(kim bilir belki de kendi düşüyle, hayatın yakasını tutup, bir şeyler mırıldanıyordu.)
O donuk sesin bir anda kaybolması beni endişelendirdi açıkçası.
Şimdi avazı çıktığı kadar bağırıyordu.
-ey hayat! neden ben ?
Bana bunları reva gördüğün için ne yaptım Sana ?
Ben varya ben, bir ağaç bile kesmedim, bir çocuğun gözlerindeki yaşa sebep olmadım!
İnsanları sömürmedim!
İnsanların haklarını yemedim, malarına el koymadım.
Tüm bunları sayıklayan, o hayatla bir şeyler alıp veremeyen sarhoştu.(sahi ya ben neden hayatla bir şeyler alıp veremeyen sarhoş diyorum, anlamış değilim.)
Bir köşeye yığılmış olarak buldum kendimi, sarhoşun inkisarlarına ortak olmuştum, Sanırım.
Belkide haklıydı, saydıklarının tümünü yapmamış bir insan olabilir di, kim bilir ?
"İyi insanların cehennemidir derler bu dünya"
Buda cehennemde olanlardan mıydı yoksa ?
Diğer sarhoşlar, seslerini çıkarmıyordı.
Kimisi kafasını bacaklarının üstüne koymuş,
Kimisi de kollarını kafasından geçirip dalmıştı,
Kimise de oturup bacaklarını açmış vaziyette, bacaklarının arasından taşlarla oynuyordu.
İçlerinden biri daha hayatla boğuşan sarhoş gibi ayağa kalmaya cesaret edip, zar zor bir şekilde bacaklarını tutuşturup, ayaklarının üstünde durmayı başardı.
Sanırım o da bir şeyler diyecekti.
Ne diyebilir di ki bu sarhoş ?
Çelimsiz bir yapıya sahipti.
Kıyafetlerinde saydığım kadarıyla on iki tane delik mevcuttu, kimisi büyük, kimisi ise ufak tefekti.
Dostoyevski'nin dürüst hırsızını anımsattı bana, nerden, niçin anımsattığı hakkında Da, Sanırım yırtık elbiselerden kaynaklanıyordu bu anımsatma.
Çelimsiz sarhoşta bir şeyler mırıldanmaya başladı, lâkin bu sarhoşun güzel bir aksanı olduğunca akıcı bir dili vardı.
-sen diyor, neden tüm bu olanları hayattın suçuna koyursun ?
Hayat ne zaman senin kalbini kırdı ?
Hakkını yedi, seni aç susuz bıraktı ?
Sahi ya bu çelimsiz sarhoş ne diyordu böyle ?
Hayattın suçsuz olduğunu mu dile getirmeye çalışılıyordu ?
Birden devam etti konuşmasına çelimsiz sarhoş.
- Hayat sabit bir şey değildir, dünya gibi. hayat dediğin bir ömürdür.
Hayatın, senin varlığının, varoluşunun bir kanıttıdır.
Hayat önüne engel koymaz.
Engel koyan biri varsa oda insandır, başka bir şeyde var aslında kader de koyar.
Kaderde insanın çabalarına bağlıdır derler.
Tüm bu olanların suçlusu insanlardır.
İnsanı öldüren insandır, kalpleri kıran insanlardır.
Senin hakkını yinen, seni sömüren insanlardır.
Senin şu hayatını yaşanılmayacak bir biçime getiren yine insandır.
Tüm bunların suçlusu insanken, hayatla alıp veremediğin nedir senin ?
Diye sordu, çelimsiz sarhoş, hayatla barışık olmayan sarhoşa.
Neden ben şu güzel sözleri akıtan sarhoşa çelimsiz diye isim taktım, onu da anlamış değilim.
Haklıydı, insan derler, her şeyi karartan, yıkan, öldüren, talan edendir.
"İnsanin tabiri böyle olsaydı da kendisini tanısaydı"
Bir şeyler öğrenmiş olmalıydım o sarhoşlardan ayağa kalkanlar, sorgulayan ve isyan edenlerdi.
Peki ya yerde oturup yığılanlara ne demeli.
Onlar hayatın, nasıl bir şey olduğunu, amaçsız sualsiz yaşayan kimselerdi.
Aramızdaki bir çok insan gibi.
/Ahmet Engin