Mobutu dış politika söz konusu olduğunda uzunca bir süre 'ne şiş yansın ne kebap' siyaseti izledi. Hem Doğu'yu hem Batı'yı idare ediyor, tarafsız kalmaya da gayret ediyordu. Bu uzun sürmedi. 1974'te Çin ve Kuzey Kore'ye yaptığı ziyaretin ardından radikalleşti. Ülkedeki yabancı yatırımları millileştirdi. Bunları güya ülkenin kendi çocuklarına verecekti ama işin aslı, hepsi rejimin beslemeleri arasında paylaştırıldı.
Yolsuzluk bir anda patladı. Mobutu'nun rejimine yeni bir isim takılmıştı.
Kleptocracy, yani hırsızlar iktidarı...
Ülke ekonomisi çökerken, o ve yandaşları ceplerini dolduruyorlardı. 1980'lerde diktatörün kişisel mal varlığının beş milyar dolar dolayında olduğu tahmin ediliyordu. Ölüm oranı, işsizlik ve cehaletle birlikte diktatörün serveti de artıyordu. Sadece Zaire'de 11 villası vardı. Bu arada yolsuzluk, rejimin en temel dinamiklerinden biri haline gelmişti. Muhalifler satın alınıyor, 'Yağma Hasan'ın böreği'ne ortak ediliyordu. Parayla iradesi bükülemeyenlerin çaresine de gizli polis bakıyordu.