--Müzeyyen Hanım… Duyduğuma göre çocukları evlendirmişsin. İnan ki yeni duydum.
--Sağ olun, Pakize Hanımcım. Evet, Sedef evleneli neredeyse iki sene oldu. Sedat da bir seneyi doldurdu.
--Nasıllar, umarım ikisi de çok mutludur?
--Sedef iyi… Çok da mutlu... Ama Sedat için aynı şeyi söylemeyeceğim.
--Sen iki çocuğunu da çok iyi yetiştirdin aslında ama…
--Analar çocuklarının tahtını yapar ama bahtını yapamaz. Sedef çok iyi biriyle evlendi. Allah razı olsun damadımdan… Hani derler ya, böyle bir damat dostlar başına… O kadar iyi biri ki… Kızımı o kadar mutlu ediyor ki… Ona o kadar yardımcı oluyor ki…
--Çok sevindim.
--Kızımın bir dediğini iki etmiyor. Elini sıcak sudan soğuk suya sokturmuyor. Ona prensesler gibi davranıyor. Sayesinde kızım oldukça rahat… En azından kendisine de zaman ayırabiliyor.
--Allah razı olsun. Demek ki helal süt emmiş. Aferim ona…
--Şekerim… Daha ilk gün belliydi nasıl bir insan olduğu… Hareketleri öylesine kibar, öylesine beyefendiydi ki… İlk kez elimi öpmeye geldiğinde heyecanlıydı. O zaman demiştim bu kişinin kızıma iyi bir koca olacağını… Beni yanıltmadı. Hiç yanıltmadı.
--Ne güzel… Sedef için çok sevindim.
--Söz kesildiğinde bizim elimizi cebimize sokturmadı. Nişanı kız tarafı yapar aslında... Canı sağ olasıca damadım yine tüm masrafları üslendi. Hele de düğün… Tüm akrabalarımın, dostlarımın arkadaşlarımın ağzı açık kaldı. Hepsi de çok ama çok mutlu oldular. Bizim rahmetlinin bazı akrabaları hasetinden öyle bir çatladılar ki... Sen de vardın, kendi gözlerinle gördün. Nasıl da eğlenceli bir düğündü, değil mi?
--Biliyorum ayol… Harika bir düğündü.
--Bana yakın bir yerde de ev tuttular. Kocaman bir ev… Sanki saray yavrusu… İçini döşerlerken de hep kızıma danıştı. Kızımın zevkine göre hareket etti. Masraftan hiç kaçınmadı. Allah’ı var, kızım da bu konuda bana çekmiş. Çok zevkli… Yatak odası, salon mobilyalar hatta mutfak malzemelerinin tamamını kızım seçti. Damadım da tam bir insan evladı, tek kuruş ödetmedi bize…
--Dedim ya, insan evladıymış diye… Sedef şanslı bir kızmış.
--İş çıkışı kızım bana geliyor. Birkaç saat kalıyor. Benimle ilgileniyor. Ne de olsa yalnız bir kadınım. Eşim yıllar önce vefat etti. Onların varlığı bana güç veriyor. Beni hiç yalnız bırakmıyorlar. Hatta bir yere gezmeye gittiklerinde zaman zaman beni de yanlarında götürüyorlar. Tüm faturalarımı, aidatımı ödüyorlar. Damadım hiçbir zaman eli boş bir şekilde evime ayak basmadı. Allah ikisinden de razı olsun.
--Allah senden de razı olsun, Müzeyyen Hanımcım… Sedef’ senin kızın… Onu sen yetiştirdin. Ne de olsa hakkaniyetli bir kız…
--Haklısın. Yuvayı dişi kuş yapar derler; ne kadar doğru bir söz… Damadım maaşını kızımın hesabına yatırıyor. Zaten içkisi, sigarası yok. Yani paraya ihtiyacı yok. Bir şey lazım olduğunda da kredi kartını kullanıyor. Kızımın bu konuda maşallahı var, çok becerikli. Evin tüm ihtiyaçlarını hallediyor. Hakkını yiyemem, damadım bir kez kızımı üzmedi. Bir kez olsun incitmedi. Onu öyle çok seviyor ki... Sedef’e baktığında gözlerinin içi parlıyor. Bu zamanda böyle bir damat bulmak gerçekten de büyük bir şans… Allah ondan da onu yetiştirenlerden de razı olsun. Hem hayırlı bir evlat hem de hayırlı bir damat… Üstelik de öylesine eli açık ki… Kızıma sürekli hediyeler alıyor. Hiçbir özel günü unutmuyor. Sürekli değişik sürprizler yapıyor. Canlarım benim… İkisi de pırlanta gibi insanlar… Yeter ki onlar mutlu olsun. Yeter ki huzurlu olsunlar. Ben başka ne isterim ki…
--Haklısınız, Müzeyyen Hanımcım… Önemli olan onların mutluluğu… Ya Sedat…? O ne yapıyor.?
--Sorma şekerim ya… Sedef ne kadar göğsümü kabarttıysa Sedat da o kadar utandırdı.
--Bak buna çok üzüldüm. Hayret… Oysa erkek evlat anneye düşkün olur derler.
--Hayatım düşkün olmasına yine düşkün… Ama tam bir hanım köylü oldu. Tam bir kılıbık… Bu çocuk ne ara bu kadar değişti hiç anlamıyorum. Bir erkek bu kadar mı pısırık olur, bu kadar mı karısının sözünden çıkmaz ya… Şu an bile bunları söylerken içim daralıyor.
--Canım ya, üzüldüm şimdi…
--Evlendiğinden beri karısının dizinin dibinde ayrılmıyor. Karısı ne derse o… Bir de erkek olacak. Oysa bekarlığında sert bir kişiliği vardı. İstemediği bir şey olduğunda sorun çıkarırdı. Şimdi ise karısının her türlü kaprisine boyun eğen biri olup çıktı.
--İyi de konuşmuyor musun kendisiyle…? Bu böyle olmaz demiyor musun?
--Konuşmaz olur muyum. Kadın kısmına yüz verirsen tepene çıkar; diyorum ama dinlemiyor ki...
--Şimdiki gençlerinn çoğu böyle... Karılarının güzelliğine kapılıp doğruları unutuyorlar.
--Bizimki de öyle… Karısına deli gibi aşık… Karısı da istediği gibi kullanıyor onu... Gel dediğinde geliyor, git dediğinde gidiyor. Bekarlığında bir kez olsun ütü yapmayan oğlum, şimdi ütü de dahil her türlü ev işini yapıyor. Geçen gün evlerine gittiğimde oğlum mutfakta bulaşık yıkıyordu. Şaşırdım. Gözlerime inanamadım. Neymiş; alt tarafı iki tane tabakmış. Makineye koymaya değmezmiş. Demek ki bulaşık makinesini de kullanmasını biliyor. Bu evde bulaşık makinesinin yerini bile bilmezdi. Ama asıl suçlu o gelin olacak fettan kadında… Zaten güzelliğiyle oğlumun aklını başından aldı. İstediği gibi kullanıyor.
--İyi de şekerim anlamadın mı onun nasıl bir kadın olduğunu…? Senin gibi bunca tecrübe sahibi bir kadın nasıl oldu da tongaya düştü?
--Bana kalsa onu evime bile sokmazdım. Ama Sedat sevdi. Hem de çok sevdi, ne bulduysa onda… Daha en başında isteme anında bile bize yapmadığı politika kalmadı. Yok şu kadar gül olacak, yok çikolata şu marka olacak. Bu ne ya… Yüzüğü de kendisi seçti. Neymiş, tek taş pırlanta olacakmış. Hanımefendi sanki babasının evinde gördü tek taşı… Nişan için neyse ki bir düğün salonu tuttular. Ama bir de düğün için salon tutmaya ne gerek vardı ki… Bunca insanı eğlendirmeye ne gerek vardı. Devir tasarruf devri… Düğüne o kadar para verileceğine nikah yapılır, o paraya da evlerinin eksikleri tamamlanırdı. Yok, illa düğün olacakmış. Yazık ya o kadar paraya… Günah…
--Elbette ki günah…
--Sonra da 3+1 ev tuttular. Hem iki kişiler hem de kocaman bir ev tuttular. Ne gerek varsa… Sanki iki odalı bir ev tutsalar nelerine yetmiyor ki… Bir de o odaları eşyayla doldurdular. Ayrı bir masraf… Üstelik de mobilya alırken bizim sözümüzü dinlemedi. Neymiş, ilk kez kendi evine taşınıyormuş. Kendi zevkine uygun eşyalar istiyormuş. Ben evlendiğimde iki göz odamız vardı, birinde oturuyorduk diğerinde de yatıyorduk. Eşya dediğin de iki kerevet birkaç sandalye bir de masa… Şimdiki gençler büyük lafı dinlemiyorlar ki…
--O yüzden de böyle sorunlar yaşıyorlar ya…
--Benim oğlum aptal… Tam bir gerizekalı… Bari bana yakın bir yerden ev tutsaydı ya… Gerçi kaynanasına da uzak ama en azından bana biraz yakın olabilirdi. Tek başıma bir kadınım ben… Bunun sağlığı var, hastalığı var. Düşüncesiz herif… Biz bu çocuğu iyi yetiştiremedik, Pakize Hanım... Demek ki bir yerde hata yaptık.
--Öyle demeyin, Müzeyyen Hanımcım… Kendinizde suç aramayın. Bakın Sedef kızımızı ne güzel yetiştirmişsiniz. Zaten erkek çocuklarına soruyorlar ya nerelisin, diye… O da henüz bekarım diyor.
--Ne kadar kötü bir durum ya… Yahu sen erkeksin. Evinin reisisin. Ne diye kadın kısmına ipleri veriyorsun ki… Değil mi, şekerim… Hem bir de karısını çalıştırıyor. Tabi kadın çalışınca da bu kadar dili uzuyor. Yarın bir gün çocuğu olduğunda bakıcı elinde mi büyütecek benim torunumu… Otursa ya evinde… Ahh be oğlum… Akılsız oğlum… Biraz babana çekseydin ne olurdu.

Özcan KIYICI