357 syf.
·30 günde·Beğendi·9/10
Sefiller, epey zamandır varlığının bilincinde olduğum fakat okumaktan (onca övgüye rağmen) kaçındığım bir kitaptı.

Neden mi?

Çünkü acıtasyonun, dramın ve gözyaşının oluk oluk aktığı, acıdan reyting devşirme peşinde olan bir ülkenin dizileriyle ve filmleriyle büyüdüm. Dolayısıyla yoksulluk ve sefalet (Emrah filmleri, Ferdi Tayfur filmlerine maruz kalmış bir bünyenin haklı isyanı bu sanırım) artık o kadar iğreti geliyordu ki; bu kitabı okuma kararı almak gerçekten zor oldu. Fakat her şeye rağmen okumalıydım bu klasiği. Onca insan yanılıyor olamazdı.

Konuya derinden girmeyeceğim her zaman ki gibi. Zira bu kitabın özeti, içeriği ya da yazar ve kitap hakkında her şey internette tonlarca (bu doğru bir ölçü birimi oldu mu bilmiyorum) var. Onun yerine kendimce bir şeyler yazmayı tercih edeceğim çoğunlukla yaptığım gibi. Değerli arkadaşlarım bu kitapla ilgili son derece güzel incelemeler yazmışlar. Sefillik kavramını da detaylı bir şekilde irdelemişler. -Ki; söylediklerine ben de katılıyorum. Ben daha farklı bir şeyler söylemeliyim durum bu olunca.

Girişte yaptığım açıklamaya binaen yoksulluğun ve fakirliğin derinliklerinde boğacak bir romana daldığımı düşünürken kendimi çok daha farklı bir yerde buldum. Elbette yoksulluktan ve açlıktan, açlığın insana neler yaptırabileceğinden net bir şekilde bahsediyordu. Fakat amaç kesinlikle duygu sömürüsü değildi. Ortada bir gerçek var ve bu gerçeği olabildiğince güzel aktarıyordu yazar. Benim gibi bir dram düşmanı bile keyifle okumaya devam ediyordu. Bir yandan şaşkınlık içindeydim, diğer yandan büyük ölçüde düşürdüğüm beklentimin çok çok üzerine çıkmış olan roman etrafımı çeviriyor ve o günün Paris’ine doğru çekiyordu.

Kitabın kahramanları da son derece güzel işlenmiş (Jean Valjean, Javert). Yazarların, istediği an istediğini yaptırabilmek için özellikle belirsiz bıraktığı karakterler olur (tabii bunlar kaliteli yazarlar değildir). Hiç sevmediğim bir durumdur bu. Fakat Victor Hugo’nun karakterleri son derece net. Bu da ona çok hoş ters köşeler yapma fırsatı sunmuş.

Kitabın önsözünde geçen ‘Yeryüzünde cehalet ve sefalet hüküm sürdüğü müddetçe bu tip kitaplar yararsız addedilemez.’ cümlesi bile yazarın ne kadar bilinçli bir şekilde bu romanı yazdığını ve dönemini aşıp günümüze, hatta daha ilerilere gideceğinin ne kadar bilincinde olduğunun ispatıdır.
Bir de şunu eklemeden bitirmeyeyim; bu kitap bana ne katabilir ki diye düşündüğüm için üzgünüm şu anda. Çünkü ecnebi bir ülkede geçmiş, yıllar yıllar öncesini anlatan, dini farklı, kültürü farklı, dili farklı bir toplumda olmasına rağmen insanın temelde ne kadar da aynı olduğunu gösteren nefis bir başyapıt.

Ve toplumca unutmak için son derece hevesli olduğumuz çok önemli bir detayı bağırdı yüzüme kitap boyunca: VİCDAN YARGIÇTIR!