168 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
Eserin, Tekin Yayınevi 1976 baskısını okudum. İçerisinde birbirinden güzel 20 öykü bulunuyor.

Aziz Nesin esere adını veren "Ah Biz Eşekler" öyküsünde ülkemizin aydınlarını eleştiriyor.

Sıkıyönetim döneminin anlatıldığı "Mutlu Kedi" öyküsü, kısa olmasına rağmen, değindiği konular açısından oldukça etkileyici. Bu kısa öyküde, insanların özgürlüğünün kısıtlanmasına aslında kendi korkaklıklarının sebep olduğu, insanca davranmayı beceremediklerinden hayvanların mutluluğuna dahi imrenir hale geldikleri anlatılıyor.

"Allah Kabul Etsin" ve "Bizim Ev" öykülerinde, ev sahibi ile kiracı ilişkileri üzerinden, namazı kılarken Kade-i Ahire'de çok oturduğu için aklına kirayı artırmak gerektiği gelen Hacı tipli ev sahiplerini, birde bu ilişkiyi devlet yönetimine benzeterek özelleştirmeleri eleştiriyor.

"En Güzel Sermaye Özel Sermaye" öyküsünde yine özelleştirme ve serbest piyasa ekonomisi ile ilgili eleştirileri bulunuyor.

"Hıçkırık" öyküsünde evlendikten birkaç ay sonra boşanan çiftlerin, ayrılma sebeplerini mizahi bir yolla anlatıyor.

Birçok hikayede o döneme ilişkin, mizah yollu ağır siyasi eleştirilerde bulunuyor. "Fareler Birbirlerini Yerler" öyküsü bunların içerisinde en güzellerinden bir tanesi.

Müslüman bir kişinin sadece Müslüman bir anne babadan doğduğu için İslam dinini benimsemesini, aslında çoğu kişinin İslam dininin gerekliliklerini bilmeden bu dine uyduğunu, Müslüman olmanın bir gelenek haline dönüşmesini "Hırant Hüdaverdi Olmuştu" öyküsüyle eleştiriyor.

"Rahmetli Sağ Olacaktı ki" öyküsünde sanırım Atatürk'ü anlatıyor. Geçmişteki kahramanlarla övünen, aksaklıkların düzelmesi için sürekli bir kahraman gelmesini bekleyen, fakat kendisi mücadele edecek bir kahraman olmayı hiç düşünmeyen insanlar eleştiriliyor sanki.

"Neden Bu Hale Düştük" öyküsünde vatandaşların iktidarın baskısından korkarak doğru bildiklerini açıklayamaması, cesaret gösterip muhalefet yapamaması üzerinde duruluyor. Biliyorum, birçok incelememde Sabahattin Ali'den bahsediyorum, ama burada, iktidar baskısından korkanlara yönelik söylediği şu sözünü eklemem gerek: "... bana: 'Doğru düşünüyorsun ama, bunları söyleme!' diyen adam adeta namussuzluk tavsiye ediyor demektir ve bu sersemler bunun farkında değil."

"Marta Tore Öldü" ve "Kimliksiz Adam" öyküleri orduda görev aldığı sürede yaşadığı anılar gibi... "Ramazan Aydın" ve "Üç Nöbetçi" öyküleri hapishane ile ilgili ama bu öykülerde de askerlerle olan ilişkisini anlatıyor. Bu dört öyküde eleştirel bir yaklaşımın yanı sıra duygusal bir anlatım da görülüyor.

"Ne Güzel Makine" öyküsünde bir şehrimizi bir devlet büyüğü ziyaret ediyor efendim... Tabii o zamanlar böyle durumlarda Validen Belediye Başkanına, memurundan temizlik işçisine herkes ayağa kalkar, ortada bir telaş, bir kargaşa yaşanırmış. Sayın Devlet büyüğünün bir kusur görmemesi için her yer pırıl pırıl temizlenir, evraklar tastamam hazırlanırmış. Geçeceği caddeye "bal dök yala" o derece temiz. Ama sadece geçeceği cadde. Bir arka cadde sanki Yunanistan sınırında, bize ait değil... Bu devlet büyüğü, rotası belirlenmiş güzergahı çarçabuk gezer, gözüne çarpan bir nesneye, "Aaa, ne güzel makine" der, ziyaret edeceği bir sonraki şehre doğru yola devam edermiş. Şimdi burada ben hikayeyi mi anlattım, hikaye bizi mi ya da dünü mü, bugünü mü anlattı? Buna hikayeyi okuyarak ya da yerel seçimlere az bir zamanın kaldığı bugünlerde, şehirlerimizi sık sık ziyaret eden devlet büyüklerimizin güzergahını gözlemleyerek siz karar verin. Mitingden mitinge, sadece Millet Bulvarı'nın köprüden meydana kadar olan kısmının temizlenip, trafik şeritlerinin boyanmasına ne kadar canım sıkıldıysa, konuyu uzattım da uzattım. Daha fazla uzatmıyorum, iyi okumalar diliyorum... Öyküler güzel...