184 syf.
·7/10
Ermeni, Türk çatışmalarının en yükseğe çıktığı bir zamanda ve yerde (Adanada) bir Ermeni'nin canını kurtaran ve onun en iyi arkadaşı olan bir Türk'ün soylarını birleştirmeleriyle dünyaya gelen: Türk-Ermeni (Müslüman-Hristiyan) bir Osmanlı hanedanı mensubunun, 2. dünya savaşı sırasında Fransa'da direnişçilere katılması, buradaki direniş maceraları, bu maceralar sırasında hayatının aşkı ile tanışması, nihayetinde kazandıkları zafer ve bu zaferin ona kazandırdığı -belki hakedilen, belki abartılmış- şöhret, babasının adını İsyan koyacak kadar ondan beklediği devrimci duruş, onun bunun tam aksine bir gelecek kurgulaması ancak kaderin onu tam da babasının istediği gibi bir insan yapması...

Biraz da devrimci ve direnişçi sol ruhlarının verdiği heyecan ile Yahudi soylu kadın ile Müslüman soylu erkeğin Arap-İsrail savaşının patladığı sıralarda Lübnan'da tekrar karşılaşması ve evlenmeleri, kısa süren mutlu bir sürecin akabinde savaşın aralarında çizdiği aşılmaz duvarlar. Bu duvarların ve babasını kaybetmenin buhranı ile ayrıca babaannesinden miras kalan psikolojik rahatsızlıklar sonucu akıl sağlığını nispeten kaybetme ve hain kardeş Salem'in İsyan'ı bir tımarhaneye kapatması.

Tımarhane'de geçen 20 küsur yıl. Neticede İsyan'ın kızıyla tımarhanede karşılaşması ve ilaçlardan kurtulması için bu karşılaşmanın oluşturduğu itici güç. Savaşın meydana getirdiği kaostan faydalanıp tımarhaneden kaçış ve en son erkek ile kadının hikayelerinin başladığı yerde romantik buluşmaları.


Kitap küçük hacimli, akıcı bir üsluba sahip. Olmuş bitmiş bir hayat öyküsünü devam eden günümüze bağladığı için cevapsız kalan sorular mevcut. Örneğin Salem'in hayatını kaybetmesinin cevabı "okuyucuya bırakılmış." Bir diğer akla gelen soru Clara evli mi, bekar mı, İsyan'ı bekledi mi, beklemedi mi?

Kitabın en başta vurgulamak istediği durum Ermeni-Türk gerginliği sırasında Türk-Ermeni dostluğu ve evliliği, bir nesil sonra ise Yahudi-Müslüman gerginliği sırasında meydana gelen Müslüman-Yahudi aşkı ve evliliği... İkisinin de ortak noktası ve başkarakterlerin seciyeleri: kin ve nefrete karşı düşmanlık. Bunu İsyan Fransa'da direniş örgütüne katılırken Bertrand'a açıklıyor. "Benim Fransa'ya Fransız vatanına bir bağlılığım veya Almanlara Fransa'yı işgal ettiği için bir düşmanlığım yok. Ben Nazizmin şiddetine, kinine düşmanım" diyerek romanın anafikrini ifade ediyor.

Kitapta soyaçekim ve kader vurgusu da bulunuyor. Babasının devrimci oluşunu istemesi ve bu baskı sebebiyle dingin bir yapıya sahip olan ve gazete dahi okumayacağına, yalnızca derslerine odaklanacağına dair kendine söz veren İsyan'ın Özgürlük örgütüne katılıp direnişçi olması, üstelik Lübnan'da bu kimliğiyle ünlenmesi kader temasını işliyor.

İsyan'ın bir dönem aklını kaybetmesi ise soyaçekimin yansıması.