234 syf.
·Puan vermedi
Kader meselesine kafa yormayanımız yoktur. Evvela dini literatür içinde yer bulduğundan kader meselesiyle ilgili ilk düşünüşlerim din okumalarıyla başlamıştı yıllar önce: Cüzi iradenin sınırları nerede başlayıp biter? İnsanoğlunun ‘yapabilirliği’ndeki ilahsal izler nerelere götürür onu; yaratılmıştıktan gelen izler nerede ayağına takılır? İnsanın karar verebilirliği bir illüzyon mudur yoksa?... Bunları hep dini jargonla yazıp çizen alanlarda okuyor olduğumdan düşünüşümdeki ufuk da okuduklarıma benzedi uzun süre. Özgürlükten Kaçış’a kadar!

Bu kitap kader meselesinden bahsediyormuş gibi yansıtmaya çalışmayacağım ama özgürlüğün nasıl inşa edileceğine,nasıl birtakım oluşlar,etkileşimler sonucunda evrilip kimi zaman sıfırı tüketip ortadan yok olacağına kimi zaman hastalıklı şekilde semirtip etrafındaki özgürlükleri sindirip yok etmeye başladığına dair okudukça meseleyi zihnimde daha çok kader meselesine bağlamaya başladım.İnsanın kaderinin kendi çabasına bağlanıp yazıldığını söyleyen bir dinsel inanca sahip biri olarak Fromm’un geçen yüzyılın özgürlük anlayışındaki değişim hikayesini, katolik hristiyanlığın önce Reform,sonra kapitalizm, daha sonra da nazizim ve demokrasi durakları özelinde anlatması ve sonucu yine insanın kendini daha yakından ve sağlamca tanıyıp ‘kendiliğinden’ ve ‘özgün(r)’ bir çabaya dökerek elde edilebilirliğe bağlaması şahsi kader inancımı pekiştirdi diyebilirim. İnsanın bir şeyler ‘yapabilirliği’ndeki ilahi nüvenin çalışmak ve direnmek olduğuna dair inancım sağlamlaştı.

Kaderle ilgili düşündürdüklerinin dışında bu kitap bugünün hızlı,saldırgan,güçlü kapitalist dünyasının ruhlarımızın özgürlüğüne yaptıkları konusunda da pek çok düşünce bıraktı bana. Bugünün vahşi kapitalizm dünyasının en sekteye uğramadan devamlı kendini büyütüp çeşitlendirerek çalışmaya devam eden sektörlerinden biri olan ‘pazarlama’nın sultasının altında yaşayan insanlar olarak ne kadar özgürüz mesela? Adeta bir organımız gibi olmuş sosyal medya hesaplarının özgünlüğümüzü ve böylece de özgürlüğümüzü ne kadar kısıtladığının farkına varabiliyor muyuz? Varıyorsak ne kadar önleyebiliriz? Siyasi kararlarımızın özgürlüğü nereye kadar uzanıyor? Birileri kendi çıkarları içim sürekli bizi etki altında tutma çabasındayken ne kadar özgür bir siyasi seçim yapabilmeye devam edebiliriz? Ruhlarımızdaki aksaklıkların merkezi kendimizde olan bir yakamoz dalgası gibi tüm toplumu (dünyayı) etkileyebilir oluşundaki ve bu durumun özgür karar verebilme yetimizi aksamaz tutabilme çabasına oldukça bağlı oluşumdaki sırrı görebiliyor muyuz?..

Velhasılıkelam,iyi kitap okuruna iyi sorular bırakandır denir ya işte Özgürlükten Kaçış da böyle idi. Erich Fromm’un 20. yy’ın Avrupalı ve hatta Alman yerlileri örneğinde anlattığı ‘özgürlükten yine özgürlüğe kaçış’ hikayesini yalnızca tarihin belli bir kısmına dair bir ruhçözümlemesi gibi görmemek gerek diyebilirim. Zaten 1941’de yazılmış satırların nasıl da günümüze hitap ettiğini gördükçe kitaba ve yazara daha çok saygı duyacak,kulak kesileceksiniz.

Tavsiye edilir.İyi okumalar.