Kitabı ikinci defa okumamdı. Sevdiğim kitapları tekrar tekrar okumak gibi bir huyum vardır.Aynı şey sevmediğim kitaplar için de geçerli. Çünkü her kitabın bir vakti zamanı olduğuna inananlardanım. Ayrıca bir kitabı tekrardan okumak vakit kaybı olmaktan ziyade, her bir okuyuşunda farklı hisler, farklı tadlar veriyor olması aksine bir kazançtır. O zaman farkedemediğin bir ayrıntıyı farketmiş olmak bile çok güzel bir duygudur. En azından bunların hepsi benim için geçerli. Gelelim Zarif adamın kaleminden çıkan romanlara, öncelikle kitapta ilk roman olan "Savaş Ritimleri" bir çocuğun ağzından anlatılmaktadır. Adından anlaşılacağı üzere, darbelerin, işgallerin altında kalmış bir ülkenin, küçük bir köyünde yaşayan insanların vatan, toprak, namus adına işgalcilere karşı direnişini konu alıyor. Bir savaşın toplumda nasıl etki yaptığına, çocuğun iç dünyasında nasıl bir yankı uyandırdığına dair vurgulamalar vardır. Böyle bir durumu, bir çocuğun ağzından, onun iç dünyasından yansıtıyor olmak romanı muazzam kılıyor.
Diğer bir roman ise "Anne" romanıdır. Bu romandan önce bir bilgilendirme var. Orada bu romanın yazım aşamasında olup, yazarın tamamlamaya fırsat bulamadığından fakat bu hali ile bile yayınlanabileceğine kanaat getirip yayınladıklarından bahsederler. Gerçekten de eğer bu roman yarım kalmış bir roman ise yarım kaldığı noktada, daha iyi, daha güzel bir son olabileceğini düşünmüyorum. Bazı kitaplar vardır bittiği zaman bile yarım kalmışlık hissi veriyor. Ama bu roman yarım kalmış olmasına karşılık, öyle güzel bir noktada bitiyor ki asla yarım kalmış diyemiyorsun. Otomatik olarak kafanızda belirliyorsunuz sonunu. Konusuna değinmek istemiyorum çünkü hangi cümleyi kursam direkt özetini verecekmişim gibi hissediyorum. Kitapla kalın, iyi geceler.
Romanlar