DİL YARASI
Çok sevdiğim bir dostum ile sohbet ediyoruz geçen. Suratı düşük, keyifsiz görünce insan ister istemez "hayırdır?" diyor. "Kilo vermeye çalışıyorum veremiyorum, psikolojim bozuldu iyice" dedi. Şişman sayılmaz aslında en fazla on kilodur fazlalık olan, ben de merak ettim "neden kendini o kadar yıpratıyorsun hızlı değil yavaş yavaş ver ne olacak ki?" dedim. "Yoook azmettim çok hızlı vermem lazım" dedi, gözlerini kocaman açarak. "Geçen yemeğe gittik kayınvalidemler ile herkes bir buçuk iskender isteyince ben de bir buçuk istedim. Eşim garsonun ve kendi akrabalarının yanında 'yedin yedin duba gibi oldun varil mi olacaksın başımıza' dedi. Güya espri yapmış ama ben çok alındım üzüldüm" dedi.

Bazen böyle oluyor, doğru bir şeyi yanlış şekilde dile getirebiliyoruz. Karısının ya da kocasının gözüne hoş görünmesini istemek herkesin hakkı ama bunun söyleniş biçimi bu mu olmalı?

Çoğu zaman yıkmak, dökmek, kırmak amacı taşımıyoruz ama genel olarak neyi nasıl söylememiz gerektiğini bilmediğimiz için ufacık sorunlar dağ gibi sorunlara dönüşüyor.

Mesela bir adam hayal edin:

"Hayvanlara eziyet edenlerden nefret ederim. Randevularına sadık kalmayanları hiç sevmem. Hayatın tadını kaçıranlardan kaçarım. Savaş karşıtıyım." dediğini düşünelim.

Sonra başka bir adam sözü alsa:

" Hayvanları sevenleri severim. Randevularına sadık kalanları takdir ederim. Hayatı zevkli kılan insanlarla yaşamaktan hoşlanırım. Barış yanlısıyım." dese, hangisi siz de olumlu duygular uyandırır? Hangisi ile muhatap olmak istersiniz?

Oysa ikisi de baktığımız zaman aynı şeyden bahsediyor sadece söyleyiş şekilleri farklı. Birinci adam "sen" dilini kullanıp suçlayıcı konuşurken, ikinci adam "ben" dilini kullanarak ne hissettiğini anlatmaya çalışıyor.

Biz genelde birinci adam gibi davranıyoruz.

"Evlilik yıldönümümüzü hatırlamadığın için beni artık önemsemediğini ve sevmediğini düşünüp çok üzülüyorum" yerine "annesini aramayı hiç unutmaz beyefendi bize gelince hey yavrum hey" demek daha kolay geliyor.

Ders çalışmak istemeyen çocuğa "ders çalışmazsan geleceğin adına endişeleniyorum. Mağdur olmandan ve yanında her zaman olamamaktan korkuyorum" yerine "bak başkaları öyle mi Ruşen Amca'nın oğlu Sedat'ın dersleri hep güzel sen de ancak tembellik yap!" demeyi tercih ediyoruz.

Thomas Gordon, "karşımızdaki kişilerle sorun yaşadığımızda, dikkati karşımızdakinin yanlış olan davranışlarına çekmekle sorunu çözemeyiz. Bu aksine, kişilerin savunmaya geçmesine neden olur." diyor.

Haksız mı?

Sen böylesin, sen şunu yaptın, bana şöyle davrandın diye biri bizi suçlasa istemsiz savunmaya geçmez miyiz? Peki neyi çözer bu dil? Hangi problemin üstüne yenisini eklemez?

"Çok iyi bir annesin, çok fedakar bir eşsin, bizim için nasıl çırpındığını görüyorum seni çok takdir ediyorum ama keşke şu mevzuyu da şöyle yapsan, ben daha mutlu olacağım" demek yerine "ulan akşama kadar dışarıda kaç mesele ile uğraştım bir de sizinle mi uğraşacam bee" dersen, o kadın da düğünde takılan çeyreklerin nereye gittiğine kadar götürür mevzuyu. Çünkü sen her meseleyi böyle çözmeye çalışmış ve her meselenin üstü böyle kapatılmıştır. Sen çözdüm zannedersin ama o birikme on yıl sonra bile çıkar karşına.

Beş dakikada çözelecek mevzular niyet okumaya çalışmalar, "ben senin karın ağrını biliyorum" gibi kendini ispatlamaya çalışmalar, trip atmalar, küsüp neden küstüğünü söylemeden sorunu karşıdakinin anlamasını beklemeler, ima edip tahrik etmeler laf sokmalar, "açık konuş" diye tuzak kurup açık konuşunca sinirlenmeler, konuşmamak için kaçıp uyumalar başka şeyler ile meşgul olmalar yüzünden ufacık meseleler bile omuzlarımızda yük oluyor.

Oysa Allah diğer canlılardan farklı olarak bize konuşma yetisi vermiş.

İsra Suresi, 53. ayettinde olan "Kullarıma, sözün en güzel olanını söylemelerini söyle. Çünkü şeytan aralarını açıp bozmaktadır. Şüphesiz şeytan insanın açıkça bir düşmanıdır." emrini, abdestin farzları kadar önemsiyor olsak keşke.

Ezgi Akgül