“‘’Yazık, o daha büyük işler yapmak istiyordu, yapamadan gitti.
O, büyük milletinin Anadolu’ya sıkışmış küçük bir parçasının başına geçmişti, fakat daima büyük Türklüğün hüsranının acısını kalbinde taşıdı.

O, Asya’nın uzak ve feyizli ufuklarına doğru uzanan büyük milletini ayağa kaldırmak için vakit bekliyordu.
O büyük milletin kollarına vurulmuş zinciri, O, büyük milletin sırtında şaklıyan kamçıyı kırmak istiyordu.

Ve ondan sonra beşeriyette yeni ve muazzam eserler kazandıracak, beşeriyete sulhlar ve sükunetle dolu baharlar hazırlayacaktı… Yazık; O bize Türk milletinin kendi vicdanında sakladığı büyük gayelerini açıkça söyleyemiyordu bile…ve söyleyemeden gitti.

Fakat onun tohumlarını saçtı: Tarih kitabına; Türklüğün Anadolu’ya sıkışmış bir kitleden ibaret olmadığını; ve fakat Asyanın uzaklarına ve gerilerine doğru uzanan büyük ve feyizli kitlelerden mürekkep olduğunu yazdırdı.

O, bütün bunların bir kandan geldiğini söyledi ve bir gün hepsinin bir kalb olarak çarpacağını söylemek istedi; O, dil meseleleriyle uğraşırken bütün Türklüğün birbirlerini anlamasını ve birbirleriyle anlaşmasını istiyordu.

Kendi Maarif Vekiline ( İstanbul’da çıkan bir gazeteyi Kâşgar’daki Türk de anlayacaktır.) dedirtti. Bu cümle büyük bir bilmecedir, ve bu bilmeceyi çözmeğe çalışan bazı milletler endişe etmeğe başladılar. O, bu bilmecedeki sırrın açılmasını bizlere ve ileri nesillere bıraktı.

Ve daha birçok misaller sayabilirim: O Türk milleti büyük devlerin karşısında, kendine yakışan şereflerle ayakta durabilmesi için 15,20 milyonları azımsıyordu.

Türk milleti yalnız Türklerden ibaret olarak 70 milyon olmalıydı. Bunun için evvelâ Anadolu’yu kurtarmak, Anadolu’daki kısmı kuvvetlendirmek, sonra da büyük gayelere doğru adımlar atmak istiyordu.

Ta İstiklâl mücadeleleri sırasında şunu söylemişti; ‘’ Anadolu’yu kurtarmak için şimdilik …… feda etmeğe mecburuz.’’ Bu cümlenin için de O büyük Adam’ın vicdanında saklayarak beraber götürdüğü; milletin büyük gayeleri gizlidir.

Artık garptan gözleri çevirmek (Türk ordularına Viyana’ları göstermek ve oralarda mevcut topraklar aratmamak) lazımdı. Türk milletinin feyizli beşiklerine doğru doğru gitmek; ideal bu olmalıydı.

Balkanlarda kalan Türkler için ‘’ Onlar evlerine dönsünler artık…’’ dedi. Ve onları Anadolu’ya getirtmeğe başladı. Nüfus ne kadar azdı. Vekilleri ona: ‘’Şarktan, İrandan, Türkistandan Anadoluya Türk kabileleri getirelim’’ dediler. ‘’Hayır, dedi onları yerlerinde bırakın .’’

Bir gün Japon büyük elçisine, O, vedâ ederken şöyle söylemişti:‘’Sizinle bir gün Çin’de karşılaşacağız…’’
O, bununla ne söylemek istiyordu? O, ilerde yapacağı hiçbir şeyi evvelden söylemiyordu. Her şeyin zamanını bekliyor ve Türk milletine yeni hedefleri zamanında gösteriyordu.

Onu bir zamanlar itham etmişlerdi.‘’Programsız hareket ediyor,programını çizsin, neler yapacaksa söylesin biz de bilelim.’’O yirmi seneden otuz seneden,hattâ ilk gençliği zamanlarından beri neler yapacağını biliyordu.İşte istediklerini yaptı,daha yapılacak şeyleri yapamadan gitti

Yapılacak şeyleri bizlere ve ileriki nesillere bıraktı. O Türk milletinin isteklerini ve gayelerini vicdanında taşıyordu. O, bu vicdanını Türk gençlerine aşılayarak gitti.

O, Hatay’daki Türkleri Anadolu’ya çekemez miydi, hayır hayır… Hatay bölgesi şarkın denizden kapısıydı, bu kapıyı elinde tutmak istiyordu.

‘’Bizim için yeni vazifeler devri başladı. Ayağa kalkarak onun meşalesini daha yükseklere doğru kaldıralım. Nasıl onu ebedi bir gurur tacı olarak başımızda taşıyorsak, onun gayelerini, onun büyük planlarını vicdanımıza yazalım.

Birliğin tatlı zevkini ve sevgisini duyarak onun yolundan gidenlerin arkasında yürüyelim. Onun söylemek istediklerini söyleyelim, onun yapmak istediklerini yapalım, onun atmak istediği adımları atalım. Onun büyük ufuklarının ve büyük sabahlarının fecirlerini hazırlayalım…

Bundan sonra o susuyor, biz konuşacağız, yahut O, bizim dilimizle konuşacaktır, bundan sonra o düşünmüyor, biz düşüneceğiz, yahut O, bizim kafamızla düşünecektir, bundan sonra o yapmayacaktır, biz yapacağız, yahut O, bizim irademizle yapacaktır,

Artık O adım atamıyor, biz yürüyeceğiz ve ya o bizim adımlarımız da yürüyecektir…’’

O söylemişti: ‘’ Ben öldükten sonra Türk milleti yüz binlerce Mustafa Kemal çıkartacaktır.’’
‘’Bir Atatürk’ün cihan karşısında yarattığı mucizeler çok yaman olmuştu. Fakat yüz binlercesinin yapacağı şeyler daha azâmetli olacaktır.’’

Aralık 1938 - Yücel Dergisi , Osman Nebi
Atatürk ve Türk Milliyetçiliği , s. 97/98/99/100
Hikmet Tanyu
Sayfa 97 - Orkun Yayınları, 1961