222 syf.
·Beğendi·10/10
Sabahattin Ali'nin okuduğum her eserinde hissettiğim bir duygu var. Bu duyguyu tanımlamam ne kadar zor olsa da biraz anlatmaya çalışacağım. Onun okuduğum her eserinde silik olarak elinde sigarası ile bana bakarken görüyorum. Sanki yorumumu bekliyor gibi. Sanki içinde tamamlayamadığı bir şeylerin acısı var gibi. Bu acıyı söylemek istese de yaptığı tek şey bana bakmak. Gözlerimden anla ne demek istediğimi der gibi. İşte böyle duygularla okuyorum onun kitaplarını.

Öykücü olarak tanınsa da üç tane romanı var. Ben bu eseri ile üçünü de okumuş bulundum. Hangisi en iyisi derseniz benim yanıtım hepsi olacaktır. Onun naif dilini her sayfasında hissedebileceğiniz üç roman.

Gelelim Kuyucaklı Yusuf romanına. Yazdığı ilk roman olsa da asla acemiliği hissedilmiyor. Yazmak için doğmuş sanki ancak yazacak çok şeyi varken ellerimizden kayıp gitmesi ile yarım kalan onca eser. 30 yaşında yazdığı bu eserin Türk Edebiyatındaki önemi ile kendini duyurarak bir çok romanın temellerinin atılmasına da yardımcı olmuş. O döneme kadar önemli olan konu Batılılaşma iken bir anda bu roman ile söylenmeyen gerçekler ortaya dökülüverdi kağıtlara.

"Kuyucaklı Yusuf, Rousseau'nun isyan ve doğaya dönüş felsefesinden kaynaklanan başkaldırı temasını işleyen ilk roman Türk edebiyatında. Diğer yandan Anadolu'daki toplumsal düzene yönelik getirdiği eleştirilerle de öncü sayılabilir. Bu özelliğiyle Türk romanının o döneme değin ana sorunsalı olan Batılılaşmanın dışına çıkmış ve 1950'lerde yaygınlaşmaya başlayan köy edebiyatına yönelişte de önemli rol oynamıştır denilebilir. Her ne kadar kasaba yaşamını ele almışsa da S. Ali, Yaşar Kemal ve Kemal Tahir zincirinin ilk halkası olarak kabul edilmelidir. Hatta toplumla uyuşamama temini ve uyuşamayan bir kişiyi konu edinmesi bakımından S. Ali'nin Kuyucaklı Yusuf'u Oğuz Atay'ın Tutunamayanlar'ının da ilk halkasıdır kanımca." (Yrd. Doç. Dr. Alâattin KARACA)

Kuyucaklı Yusuf kitabının ilk cümlesi ile kendinize bir yer bularak başlıyorsunuz kitaba.
"1903 senesi sonbaharında ve yağmurlu bir gecede Aydın'ın Nazilli kazasına yakın Kuyucak köyü'nü eşkıyalar bastılar ve bir karı kocayı öldürdüler." Bu öldürülen karı koca Yusuf'un anne ve babasından başkası değildir. Beni en çok etkileyen kısım ise Yusuf'un o küçük yaşına rağmen annesi ve babasının cesetlerinin yanında korkmadan parmağı kesilse bile beklemesi oldu. Yusuf orada gönlümde bir taht oluşturdu.

Kimsesiz kalan Yusuf'u Kaymakam Salahattin Bey'in evlat edinmesi ile hayatının şekli ya da kaderinin ipleri örülmeye başlar.

Yaşamın acımasızlığına çirkinliğine şahit olurken bulacağınız bir kitap. Çıkar ilişkileri ile yaşanan bu dünyada iyi niyetli olarak kalmak zorken Kuyucaklı Yusuf bunu başarmak istedi belki de. belki de sadece yaşamak istedi. Yaşamak sadece kendini düşünerek yaşamak mı?

Okurken sizi derinden etkileyecek bir kitap. Kendinizi adaletin ne olduğunu sorgularken yaşamın kendisini anlamaya çalışırken bulacaksınız. Mutlaka okumanızı tavsiye ederim.