·272 syf.··Beğendi
···Okunma: 04 Nisan 2019 09:53 'Ahlaklı ya da ahlaka aykırı kitap diye bir şey yoktur. Kitaplar ya iyi yazılmıştır ya da kötü. O kadar.'
Kitabın önsözündeki bu cümleler, yazıldığı zamanlar kitabın aldığı tepkiler ve eleştiriler için çok net bir cevap niteliğinde aslında. Önsözündeki son cümle 'Sanatta fayda aranmaz.' sözü de öyle.
Kitap yayımlandığı zaman tepkiler görmüş, ahlak açısından kötü örnek olmakla suçlanmış ve sansürlenmiş olsa bile, fazlasıyla da dikkatleri çekmiş bir kitap.
Kitap üç karaktere sahip: Basil Hallward, Dorian Gray ve Lord Henry. Basil bir ressam, Dorian Gray ise Basil'e portresini çizmesi için poz veren bir arkadaşı. Lord Henry ise Basil'in arkadaşı.
Aslında her şey Basil'in, arkadaşı Lord Henry'nin Dorian'da kötü bir etki bırakacağını bildiği için tanışmalarını istememesine rağmen bir tesadüf eseri tanışmaları ile başlar. Basil, Dorian'ın güzelliğine, etkileyiciliğine ve karakterine büyük bir hayranlık besler ve onu temiz, saf bir genç olarak görür. Arkadaşı Lord Henry'nin ise düşüncelerinin aykırı yönünü bildiği için, Dorian ile tanışırsa onu da bu yönde etkileyerek, değiştireceğini düşünür. Aslında bir anlamda Henry'nin Dorian'ı kirleteceğini düşünür.
Basil ne kadar istemese ve Dorian'a karşı koruyucu ve sahiplenici olsa bile, aynı zaman diliminde aynı yerde olmalarından ötürü Dorian ile Lord Henry'i tanıştırır. Ve, tabiri caizse, Basil'in korktuğu başına gelir. Böylece, Dorian'ın etkilenişini, düşüncelerindeki değişimi ve sonra da bu değişimin davranışlarına nasıl yansıdığını ve takiben de tabiki hayatına nasıl yansıdığını görürüz.
Benim öznel düşüncelerime daha çok değinecek olursam, kitapta sanki hem altı çizilecek çok cümle varmış hem de altı çizilecek yer bulamıyormuş gibi bir his ile okudum tüm kitabı. Lord Henry'nin düşüncelerinin ara ara, Dorian kadar olmasa da beni de etkilediği oldu. Aynı zamanda rahatsız edeci bulduğum da çok oldu. Lord Henry'de beni irrite eden bir şeyler vardı ama aynı etki sanki aynı zamanda Lord Henry'i ilgi çekici kılıyordu. Düşüncelerinin neredeyse çoğuna katılmıyor olsam da, aynı zamanda bir merak ile de okuyordum. Ilginç bir bakış açısı vardı ve okumak, aynı şekilde düşünmesem bile, keyif veriyordu diyebilirim.
Kitapta benim masum karakter olarak tanımladığım Basil, bana kendini sevdirdi. Endişeleri ile, kaygıları ile ve düşünceleri ile. Belki de beni Basil'i bu denli sevmeye iten ressam olmasıydı, bilmiyorum. Bundan dolayı olsa gerek, Basil Hallward'ın kitapta harcandığını düşünmedim değil.
Kitapta altı çizilecek çok yer varmış gibi hissettiğimi söyledim, bunu en çok hissettiğim bir bölüm var. On Birinci bölüm. Aslında öyle edebi ya da düşünce cümleleri ile dolu bir bölüm olduğundan değildi bu isteğim, bölüm benim için ilham verici bir çok öge ile dopdoluydu ve bu beni etkilemişti. Ben de baktım olmuyor, 'On Birinci Bölüm' yazısının altını çizdim.
Dorian Gray'in Portresi, benim için fazlasıyla etkileyici bir kitap. 'Herkesin okuması gerektiği kitaplar' diye adlandırılan şu listede yeri olmazsa hakkı yenir.
'...çünkü hayatın kendisi de zaten kısacık bir andı.'
Küçücük bir not düşmek isterim, kitaba dair yapabileceğim tek kötü yorum ne yazara dair ne de kitapla ilgili, yayınevi ile ilgili maalesef. Bundan dolayı en son yazmak istedim. Kitabı İndigo yayınlarından okudum, kitapta çok fazla gözüme batan ve rahatsız edici imla hataları görmek bir miktar üzücü bir durumdu. Okuma sırasında keyif kaçıran bir unsur olabiliyor maalesef imla hataları. Bunu da bilin istedim.
Keyifli okumalar. Edebiyat ile kalın.