Okuduğum ilk Brandon Sanderson kitabıydı ve ikinci seriyi daha yeni bitirdiğimden, şimdi dönüp yorum yapma gereği duydum.
Öncelikle okumayanlar için konuşayım: Hiç tereddüt etmeden başlayabileceğiniz bir roman. Görünüşü sizi korkutmasın -beni korkutmuştu- çünkü ağır bir dili veya anlatımı yok. Büyü sistemini bir kez kavradığınızda, size o sistem içerisinde geçen harikulade bir öykü sunuyor. Okuduktan sonra uzunca bir süre sislerin içine atlayıp çelikitme ve demirçekme ile uçma arzunuzu bastırmanız gerekeceğine eminim.
Karakterlerden bahsedecek olursam, onlar daha da mükemmel. Okuduğum ilk Sanderson kitabı olduğundan, telaffuzu değişik bu isimlerle karşılaştığımda şaşırmıştım biraz. Hala çoğunu içimden geldiğince telaffuz ederim zaten ama Sanderson da böyle yapmamızı onaylıyor. Her neyse, serideki karakterler gerçekten olağanüstü. Her birini ayrı ayrı sevebileceğimi düşünmezdim ama sevdim. Özellikle de ilk kitaptakileri.
Şimdi gelelim, okuyan arkadaşlar için yapacağım incelemeye. Buradan sonrası SPOILER niteliği taşıyabilir.
Normalde gücü abartılan karakterleri sevmememe rağmen Vin’e bayıldım. Sert mizacına rağmen Valette olunca dönüştüğü o genç kıza, Elend ile beraber yaşadıkları ilişkiye... Ama Vin’den de öte, Kelsier ve ekibine hayranım. Nasıl oldu bilemiyorum fakat kitabı, Kelsier planını açıkladığında sevmeye başladım ve “Evet, şimdi başlıyoruz!” oldum. Ve sonra her şey peş peşe geldi.
Öncelikle Lord Hükümdar’ın ilk kitaptan öleceğini asla tahmin edemezdim. Tıpkı Kelsier’ın ölümünü tahmin edemeyeceğim gibi. Ama Lord Hükümdar’ın ölürken söyledikleri, yıllardır koruduğu bir şeyler olduğu düşüncesi, beni gerçekten de çok heyecanlandırdı. Kelsier’ın fedakarlığına gelince... Tüm seri bitti ama ben hala ona ağlıyorum ve hala en sevdiğim karakter o. Ya bırakın bu seriyi, hala en sevdiğim Cosmere karakteri Kelsier olabilir. Şimdi çok fangirllenmek istemiyorum elbette ama ilk başta, şu bir kasayı mı ne soyguna gittiği sahnede, Siskıranlar’la dövüşünü okuduğum andan beri kendime “Seriye bu sahneler için devam edeceğim” diyordum, öyle de oldu.
Bana Cosmere’i tanıttığı için de bu kitaba teşekkürlerimi sunuyorum.