119 syf.
·2 günde·Puan vermedi
Kitaba başlayacaksınız, belki birkaç satır ya da birkaç sayfa sonra sel sularına kapılmış bir yaprak gibi hüzünden hüzne akacaksınız. Şiddetli acılar var bazı bölümlerinde. Bazı bölümlerinde çıldırmış hüzünler.

Küçük bir çocukla ilgili bir bölüm var, anne babasının yerine koymanızı sağlıyor kendinizi. Yaralıyor, eziyor, hırpalıyor. Onu atlatıyorsunuz zor bela. Başka bir çocuk daha var hikâyenin ortalarına yakın, hâlâ yok olmadıysa hayata dair sevinçleriniz orada ipi kopmuş bir tesbih gibi dağılıyorsunuz.


Fyodor Dostoyevski, bu kitapta dönemin Rusya’sını kendimiz görmüşüz gibi gözlerimizin önüne seriyor. Tekrar anlatmama gerek var mı sözcüklerle nasıl da ustaca resmettiğini insanları(?).

Bu kitap Dostoyevski’nin 24 yaşında yazdığı, ilk kitabı. Yeni Gogol geliyor gibi net ve büyük övgüler almasına sebep olmuş, edebiyat dünyasına bir yıldız gibi doğmasını sağlamış bir eser. Gerçi sonrasında bir bocalama ve çok da beğenilmeyen eserler oluyor ama sonuç ‘Dostoyevski’. Onun, beğenilmeyen eseri normal şartlarda başkası yazsa başyapıt olarak değerlendirilebilecek kadar seçkindir. Zira çıtayı o kadar yukarıya koymuştur ki, bazen kendisi bile altında kalmıştır.

Üslupmuş, akıcılıkmış, içerikmiş, anlatım tarzıymış… inceleme adında bir şey karalıyor olsam da gerek yok bunlara. Yazar Dostoyevski, bitmiştir.