456 syf.
·11 günde·Beğendi·9/10
İlyada nasıl ki bir Achilleus kahramanlık destanıysa Odysseia’da bir Odysseus masalıdır. Odysseus günümüz kelime karşılığı “çileli” demektir.

Homeros MÖ 9. yüzyılda yaşadığı sanılan bir ozandır. Gözlerinin görmediği bazı kaynaklarda bizlere söylenmektedir. Hayatı hakkında olduğu gibi ancak bu konu hakkında da kesin bir bilgi yoktur. Bildiğimiz tek şey ise İlyada ve Odyssiea diye iki kitap var ve bunların yazarı Homeros olarak bilinmesidir.

“Yeryüzünde yürüyen ve soluk alan yaratıklar arasında
insandan daha güçsüz bir yaratık beslemez toprak ana.” (Alıntı #45555394 )

İlyada gibi Odysseia da sözlü edebiyat ürünüdür. Bizim edebiyatımızda tam karşılığı olmasa da aruza yakın bir edebiyat örneğidir. Benzerliklerimiz sadece aruz ile sınırlı değil. Özellikle bir hapşırma sahnesi vardır ki hayatımda sıkça karşılaştığımdır. Bir diğeri ise benzetmeler örneğin “Ayağı Tez Odyyseus,” “Kusursuz Andromakhe,” “İnek Gözlü Here” bizim yörelerimizde ise “Altın Dişli Hayriye” gibi. Bu benzetmeler sözlü edebiyat içindir. Çünkü dinleyeni uyanık tutması sebebiyle aykırı olmasıyla karşımıza çıkar. Dinleyiciyi etkilemek için, konuya hapsetmek için süslemeler yapılmalıdır. Bu tür sıfatlarla ozan bunu çok iyi bir şekilde yerine getirmiştir.

Homeros’un Shakespeare gibi günümüz yazarı olmasının başlıca sebeplerini sıralamaya kalkarsak muhtemelen sonu gelmez bir yazımın içine sürüklenirdik. Ancak eserde bulunan felsefi düşünceler yazarı günümüze aktaran en önemli etkendir. Bölüm 16’da bulunan Ölüler Ülkesinde başlığıyla sunulan yerde Achilleus ile Odysseus arasında bir konuşma geçer.

“Ey Peleusoğlu Akhilleus, Akhaların en yiğidi,
Teiresias’a geldim, bir öğüt istemeye,
Geldim İthake’ye nasıl gideyim diye sormaya.
Çünkü Akhaların ülkesine yaklaşamadım henüz,
Ayak basamadım henüz kendi toprağıma,
Dertten derde sürüklendim durdum bugüne dek
Oysa senden mutlu adam yok Akhilleus,
Ne geçmişte vardı senden mutlu, ne gelecekte olacak:
Biz Argoslular sayardık seni sağlığında bir tanrı gibi,
Burada, ölüler arasında da, sürdürmedesin gücünü,
Hiç üzülme, tasalanma Akhilleus öldün diye.”

Ben böyle dedim, o da hemen karşılık verdi, dedi ki:
“Ballandırma bana ölümü şanlı Odysseus,
Bütün geçmiş göçmüş ölülere kral olacağıma
El kapısında kulluk edeydim keşke,
Varlıksız, yoksul bir çiftçinin yanında ırgat olaydım…” (Sayfa 200)

O dönemlerde böyle bir konuşmanın değeri muhtemelen paha biçilemezdi. Gerçekten felsefenin, düşüncenin bile hâsıl olmadığı bir zamanda günümüz diline yakın bir düşüncenin ağızdan çıkması takdire şayandır.

Yukarıda sözünü ettiğim hapşırma sahnesini günümüzde yaşadığımı söylemek isterim. Bir meclis kurup oturduğumuzda; bir kişi bir bilgi sunar ya da bir şeyi talep ederken başka birinin hapşırması bu istenilen şeyin olacağına kanıt olarak belleklerimize kazınmıştır. Odysseia da ise bu durum aynı bu şekilde işlenmiş ve sanırım bu batılı bize miras bırakmıştır.

Eserin konusu Troya Savaşı’nın kaderini belirlemiş olan İthake Kralı Odysseus’un savaştan sonra askerleriyle birlikte baba toprağına dönüşünün çileli yolculuğunu anlatır. Yine mit karakteri ile karşılaşmaktayız. Poseidon ve Athena başı çekmektedir kurgu içerisinde, bunların dışında Ölüler Diyarı Hades’e de gidip bir önceki eseri olan İlyada da kalan ve anlatılmayan krallarında akıbetini sunmaktadır. Bu eserden sonra sayısız Homerik kahraman hikâyeleri türemiştir. Bunlardan en belirgini ise Ares ile Afrodit’in yasak aşkıdır.

“ana baba evinden daha sıcak olmaz hiçbir yer,
el toprağının en zengin sarayında yaşasa bile” (Alıntı #45370081 )

İlyada da bulunan benzetmelerin ve betimlemelerin bu kitapta da sürdüğünü görmekteyiz. Belki de kitabı en güzel kılan yanlardan birisi de bu benzetmelerdir. Örnek verecek olursak eğer;

“Hemen tokmağın kayışını çözüp anahtarı soktu
Ve kapının sürmelerini oynatıp itti öne doğru,
‘Nasıl böğürürse çayırda otlayan bir boğa,
Güzel kapı da, anahtar dokunur dokunmaz böyle böğürdü’
Ve kapının kanatları birde açıldı önünde hızla” (Sayfa 356)

Diğer bir örnek;

“Taliplerin cansız gövdeleri arasında buldu Odysseus’u,
Kana çamura bulanmış bir arslana benziyordu,
‘bir sığırı parçalayıp da ağıldan çıkar hani,
her iki yandan yanakları ve tekmil göğsü
bulanmıştır kanlara, korkunçtur görünüşü.’
Öyle kanlar içindeydi elleri ayakları Odysseus’un.” (Sayfa 381)

Bu iki örnek sadece sayısız muazzam benzetmelerdendi. Eser içerisinde bunların çokça serpiştirilmiş olması konuyu hem daha iyi anlamaya hem de sahneyi akılda çok iyi kurgulamaya sebebiyet vermektedir. Ozanın büyüklüğünün birer kanıtları niteliğindedir.

Her iki eserinde muazzamlığı ortada. Her ne kadar anonim olmaya meyilli olsa da eserler yazandan ziyade içerinin mükemmelliği ve okurunu sıkmadan içine çekmesi yazarı günümüze taşımaktadır. Sayısız esere konu olması, ustaların elinde mozaik ya da dönem kaplarına işlenmesi, tablolarda betimlenmesi, heykeller ile sunulması kitabın sürekliliğini, devamlılığını günümüze taşımıştır. Modern batı kültürünün bir nevi oluşturan temelidir.

Kitabım Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları’ndan, çevirisi yerinde ve kusursuz. 43 sayfalık bir önsüz ile başlayıp, bölümler halinde Odysseia masalına dalış yapıyor. Masal bittikten sonra “ekler” adı altında eserde geçen isimleri, yerleri ve başlıca çevirileri konu eden kısa bir yazım vardır. Sayfa kalitesi yerinde ve rahatsız etmeyecek bir şekilde dizgilenmiş. İlyada’nın ardılı bir kurgu olması sebebiyle ve tahminimce onu okuyanların bu kitaba başladığını varsaydıkları için sayfa altı çevirmen açıklamalarına gerek duymamışlardır. Güzel bir okuma için ilk önce İlyada okunmalı ve arkasından bu esere devam edilmelidir.

“Babası gidince evde yalnız kalan oğul
çok acılar çeker, çok acılar...” (Alıntı #45176248 )

Sözün özü; gerçekten mükemmel ötesinde bir eser. Yeri geldiğinde İlyada’dan çok daha fazla keyif aldığım bölümlerle karşılaştım. Harika bir yazım dili ve çok mükemmel bir kurgu. Kesinlikle okunulası ve tavsiye edilesidir.

Sevgi ile kalın.