136 syf.
·1 günde·Beğendi·9/10
“Sözcükler ile yaşamınıza yaptığı yumuşacık dokunuşu içinizde hissedecek, kendi hayatınızı sorgulayan 'kısa ama anlam dolu' bir yolculuğa çıkacaksınız. Günlük rutinlerinize bir mola verin ve 'Ölü Ozanlar Derneği' ile tanışın."

~Ç News

*
SPIOLER vardır, SPOILER yoktur, hepsi birdir, hayat başlı başına bir SPIOLER değil midir?
*
Hayatımıza baktığımızda ne kadar anlamlı olup olmadığının tahlilini yapmaktan bile çok uzağızdır çoğu zaman. Neden doğduk, neden yaşıyoruz, nereden geldik, nereye gidiyoruz, öyle ya da böyle elbet bir gün öleceğiz, peki o zaman hayatı kavramak varken, neden ondan bu kadar uzağız, neden hissetmemiz gerekeni değilde, nefret etmemiz gereken şeyleri daha çok hissediyoruz?

Ölü Ozanlar Derneğini ister izleyin, ister okuyun, isterseniz de ikisini birlikte yapın, kalbinize bir şekilde dokunmayı başaracaktır, buna emin olun…

Geçenlerde Johnny Deep’in son filmi The Professor’i izlerken bir kez daha anladım ki, yaşadığımız hayatı gerçekten kavrayamıyoruz ve hissedemiyoruz. Günlük rutinlerin ve koşuşturmaların peşinde oradan oraya sürükleniyoruz. Kapıldığımız rüzgârın farkında değiliz, farkında olmadığımız gibi, ne olduğunu anlamadığımız için elimizde bir yol haritası bile yok, sürüklenirken birkaç şeye çarpıyoruz ve evet bu diyoruz, sonra o olmadığını anlıyoruz. Ve süre gelen tekrarlardan ibaret bir yaşam döngüsüne saplanıyoruz.

Özellikle hayatını bir şirkete girip para kazanmak gibi çok basit bir hayalle kaplayan insanlara çok üzülüyorum. Bunun için yıllarca okumaları, lisans, yüksek lisans, doktoralar bilmem neler… Ne için? Yetmeyen kısmı hangisi? Yoksa sevdiğiniz için mi bir üst basamak? Belki, belki de değil… Hayat paradan ibaret olmamakla birlikte, insanlar bunu sadece araç olarak kullanmaları gerektiğini hala anlayamadılar. Para amaç olamaz, araç olabilir. Amaç; sadece “siz” yani kendiniz olmalısınız. Araç kaybolduğunda, amacınız kaybolmaz, sadece başka bir araç bulmak için uğraşırsınız o kadar.

Sistemin içinde kaybolan onca insana karşı, sistemin karşısında duran insan ve insanlar da vardır. İşte bu kitapta karşımıza John Keating çıkıyor. Söylediği onca şeye karşın, kitabın özünü oluşturan ana maddeyi okuyucuya ya da izleyiciye veriyor ve diyor ki;

"<<Anı yaşayın.>> Hayatlarınızı olağanüstü kılın." #45376192

Zaman dediğimiz şeyi elle tutamadığımıza, geçip gittiğinde de geri getiremediğimize göre, bu kıymetli şeyi nasıl anlamlandırabiliriz? Tabi ki Anı Yaşayarak…

Dün unutulur, yarın bilinmezliğin dağlarında gezebilir, ama An dediğimiz şey, işte o an yaşadığın andır, nefes aldığın, baktığın, kokladığın, nefesini verdiğin, yürüdüğün, koştuğun, sevdiklerine sarıldığın, paylaştığın, paylaşıldığın, sağlığın, hastalığın… hepsi o anda gizlidir. Dün dünde kalır, geri getiremezsin, yarının hayalini kurarsın ama o hayalde kaybolursun, Anın kıymetini bilmedikten sonra ne dün vardır ne de yarın…

İşte tam bu noktada “The Professor” filmine geri dönmek istiyorum. Ölü Ozanlar Derneği ile benzer noktada karşımıza çıkıp, geçirdiği hayatı ne kadar boşa geçirdiğini anlayan karakteri tam önümüze seriyor ve ölüm gelmeden önce bunu anlayın diyor. Etrafınıza bir bakın ve neler dönüyor anlayın, sizi seven insanların farkına varın, dışarıda bir hayat var ve kapana kısılmayın, ömrünüzü bir hiç uğruna harcamayın… Paranın kölesi olmayın, para sizin köleniz olsun. İhtiyaçlarınızı karşıladığınızı sandığınız bu banknotlar aslında insanlığa yani bize sahip oluyor farkında değiliz. Para konusunu bu kadar dillendirmemin sebebi şudur:

Neden üniversiteye gidiyor çoğu insan? Dünyaya veyahut ülkesine hayırlı işler yapmak için üniversiteye gidenlerin oranı nedir mesela? Çok az desek bizim için yeterli olacaktır. Mutlu olmak için değil, mutsuz olmak için olabilir mi? İnsanlar daha iyi işlerde çalışmak için bu yolun diplomadan geçtiğini sanır. Aslında köşeyi dönen insanların çoğunun yolu üniversiteden bile geçmemiştir. Üniversiteyi para kazanmak için araç haline getirip, parayı da amacınız haline getirdiğinizde, çalışan kölelerden farkınız kalmayacaktır. Para elbet lazımdır ama; hayatınızı, bedeninizi, en iyi yıllarınızı onu kazanmak için harcayacak kadar da lazım mıdır?

İki sohbet etmek istediğin insan dönüp dolaşıp paradan konu açıyorsa orada dur, hayatında yanlış giden bir şey var bunu anla. Etrafında ki insanların basitliğini anla ve kendine çeki düzen ver. Çalıştığın yerdeki insanla konuştuğun tek şey para ise orada dur ve düşünmeye başla. Üniversite okurken tek hayal iyi bir şirket, ünvan ve paraysa orada dur derin bir nefes al ve hemen bu gelecekten uzaklaş.

Kendine bir ara ver, kazancının hepsini neye harcadığını bir düşün? İhtiyacın olamayan neleri aldın ve ihtiyacın olmadığın halde aldığın şeyler için ne kadar çalışman gerekiyor? Gerçekten seni anlayan ve seven insanlarla geçirebileceğin vaktini hiç ihtiyacın olmayan şeyleri almak için saatlerce çalıştığın işte geçiriyorsun bunun farkına var. Hayat yalnızken bile bu soruyu sordurur, hatta daha fazla sordurur. İnsan yalnızken kendi ile daha çok konuşur, daha fazla sorgular, neden sorusu hep vardır çoğu zaman belki yanıt bulmaz. Belki de bir yanıta ihtiyaç yoktur, bir harekete ihtiyaç vardır. İnsan olduğunu ve yaşadığı dünyanın bir şekilde armağan olduğunu anlamaya, doğanın güzelliği karşısında şaşkın şaşkın etrafa bakmaya, gökyüzünde bulut olmaya ihtiyacı vardır insanın.

Bir edebiyat öğretmeni, ders müfredatını kenara bırakıp, öğrencilerine Anı yaşayın diyorsa, bakın sizden yıllar önce mezun olmuş olanlar artık toprak oldu, sizin de olacağınız şey odur, yaşamınızın kıymetini bilin diyorsa, orada derin bir nefes alıp, hayatınızı gözden geçirmeniz gerektiğinin zamanı gelmiş demektir.

Nereden geldik, nereye gidiyoruz?

Nereden geldiğini unut, nereye gideceğini de düşünme; sadece Anı Yaşa, kıymetini bileceğin tek an yaşadığın o anda gizlidir. Yapmayı ertelediğin ne varsa, erteleme, korkma ve cesaretli ol…

Rotasız Seyyah ‘ı bilir misiniz? İçimizden biridir, yani ülkemizden bir gezgin. Peki nasıl gezgin olmaya karar vermiştir? İşte tüm bu söylediklerimi yaparak karar vermiştir. Peki neden istediğimiz şeyi yapmıyor ve istemediğimiz işlerde çalışıyoruz? Çünkü karar vermek yerine korkuya teslim oluyor, ay sonu maaş hesabında ki ödülümüzün köleliğini kutluyoruz. Eğer kitabı okumadıysanız ve Mehmet Genç ile tanışmadıysanız, tanışmanızın vakti çoktan gelmiş demektir.

Çok şey kaçırıyoruz, o kadar çok şey kaçırıyoruz ki, ne kaçırdığımızı dahi bilmiyoruz. Bu satırları yazan kişi hayatında anı yaşayacağı çok fırsatlar yarattı kendisine ve bundan çok memnun bilin isterim. Okul hiçbir zaman umurumda olmadı, çalıştığım iş kariyer uğruna bedenimi feda ettiğim bir yer hiçbir zaman olmadı, her zaman anın kıymetini bilmeye çalıştım ve geçmişi; geleceğin inşasında kullanmadım. Gelecek benim için yazdığım şu sözcükten sonra gelen sözcükten ibaret yani şu an dan ibaret. Bir önceki sözcükler veya paragraflar geçmişte kaldı ve ben sadece şu andayım. Kıymetini biliyorum, sizlerde kıymetini bilin.

Küçük mutlulukların da kıymetini bilin çünkü hayatınız büyük mutlulukların çevresinde kurulmayacak… Kierkegaard’a kulak verelim, çünkü;

"Her anın önemi var." #32146712

Çünkü;

"Hayat yalnızca geriye dönük bir şekilde anlaşılabilir; ama ileriye dönük bir şekilde yaşanmalıdır." #32146518

Çünkü;

"Kimse dünyaya ne zaman gelmek istediğinizi sormaz, kimse ne zaman gitmek istediğinizi sormaz..." #32174628

Anı Yaşayın… Dünya iyi ya da kötü bir yer, bunu aklınızdan çıkarın, sadece yaşadığınız anın değerini bilin. Kötü bir deneyim olsa dahi, kıymetini bilin, yeri gelir o kötü deneyimi bile arayacak duruma gelirsiniz. Arthur Schopenhauer ‘in çok sevdiğim bir alıntısına kulak vermenizi istiyorum;

"...hiçbir insan mutlu değildir; bütün hayatı boyunca hayali bir mutluluk peşinde koşup durur...

...onu nadiren ele geçirir ve ele geçirse bile, geçirmesiyle birlikte bir yanılsamadan, bir düş kırıklığından başka bir şey kalmayacaktır geride; ve kural olarak sonunda bütün umutları suya düşecek ve limana bir enkaz halinde girecektir.

O halde yalnızca her an değişip duran şimdiden ibaret olan ve şimdi sona eren bir hayatta mutluluk olmuş mutsuzluk olmuş hepsi birdir.” #32445788

“…mutluluk olmuş mutsuzluk olmuş hepsi birdir.”

Her yaşam değerlidir, her beden bu yaşamı değerli kılmalıdır. İnsan ruhunu kaybetmemeli tüm olumsuzluğa rağmen, son nefesini verene kadar, hayata tutunmalıdır. Tek bir yaşam hakkınız var bu hayatta, onu da ölene kadar hayatta tutun. Anı yaşamak için fırsatları kaçırmayın, o fırsatları yaratın. Gerekirse, taşı sıkıp suyunu çıkarın ama paraya teslim olup, yaşamınızı köleleştirmeyin. Çünkü, en değerli çalışan dahi olsanız kıçınıza tekme basılacağı o an, her şeyin ne kadar boş olduğunu hatırlayacaksınız. Bunu ölüm kapınızı çaldığında ya da iş işten geçtiğinde de anlarsınız.

Dünya çok berbat bir yer değil, sadece insanlar berbat etmek için çok fazla uğraşıyor o kadar. Bazen rüzgarı karşımıza alıp, kendi seçeneklerimizi yaratmalıyız.

Kitabı okuyun, filmini izleyin;
The Professor’ı da izleyin,
Rotasız Seyyah ‘ı da mutlaka okuyun...

İnsan yapmak isterse, bir yolunu bulur yapar, yeter ki insanın yapabileceği bir şey olsun.

Başarının canı cehenneme, başarısız olun. Yeter ki;

ANI YAŞAYIN!

“CARPE DIEM”

"...kim ne derse desin sözcükler ve fikirler dünyayı değiştirecek güce sahiptir." #45377381

Sağlıcakla kalın...