188 syf.
·4 günde·Beğendi·8/10
Yaşamın her anında bizi koruyan camlarımız defalarca kırılıyor. Kimi zaman kırıklarımızla doğru zamanı gösterebiliyoruz, kimi zaman kırılan yerler kanla doluyor.. Kendimiz kırdığımız gibi başkaları da sebep oluyor buna, bazıları yüzünde yaptığından hoşnut gülümsemeyle diyor ki “kırdığım yerden onarırım seni”, bir diğeri parçaların üzerine basmaya devam ediyor ki toz bile kalmasın sizden geriye.
Ve Irmak Zileli kırık hayatları bir meydana topluyor.
Buluşmak için sözleşilen o yerlere. Bir saatin altına. Saat doğruyu göstermiyor. O da kırılmış zamanında.
Öyle darbeler almış ki.. Bunlar yetmiyormuşçasına bir de güç vermişler ona: Birilerinin nabzına konuk olabilmek. Yamacında toplanan yıkık dökük hayatların nabızlarına. Kalp atışlarında buluyor kendini. Doğru zamanı gösteremeyen varlığı, bu nabızlara girip heyecanlanıyor,sinirleniyor,pişmanlık duyup ağlıyor da.
.
Irmak Zileli,hafıza’yı yazıyor. Geçmişin damarlarını emip bugün’ün kollarına naklediyor. Yarın’ı da olduğu gibi bırakıyor: belirsiz. Ama umutlu.
Bozuk saati bile sevebiliyoruz çünkü.
Ben kırılmış saatimi atamıyorum,kendimi atabiliyor muyum ki her düştüğümde?
Sadece bütünlük ve güzellik mi sahiplenilmeli? Acılarım, susuşlarım,susuzluğum da bana içkin değil mi?
.
Irmak Zileli romanlarıyla olduğu kadar bağımsız görünüp iç içe geçen öyküleriyle de bizi etkiliyor.
Ben Zileli’den en çok evlat olmaya dair sesi dinlemeyi seviyorum. Anne,baba,kardeş,eş..Bunları anlatıyor elbet ama anlatamadığım bir his de var. Hane’den bedenen çıkıp ama zihninin bir kısmını orda unutmak gibi..