Şizofreninin başlangıcında tek bir şey -tek bir kritik etmen- hayati önem taşır; o da kişinin hayatta kalabilme ve süreci tersine çevirebilme şansının olup olmamasıdır. Kişinin yanında uzun bir zaman dilimi boyunca, belki günde birkaç kez olmak üzere, günler,
mümkünse haftalar boyu konuşabileceği birinin olması kritik bir meseledir.Maalesef ki az sayıda hastane, hastayla yoğun bir şekilde çalışabilecek bir terapist tahsis etmek suretiyle bu tür bir yaklaşımı benimseyen bakım hizmeti vermektedir. Ancak psikiyatri ve psikofarmakolojinin bu sözde "konuşma terapileri"nin itici yanı, şizofrenin, psikiyatrin ara sıra yaptığı kısa süreli ziyaretler dışında insan ilişkileri anlamında çok sık tecrit edilmiş kalması anlamını
taşımasıdır.Bu yaklaşımın trajik yanı, hastanın daha sonra şizofreniye paralel bir süreçle karşılaşıyor olmasıdır: Kökten bir hapsolma, zihin değiştiren eylemler, insanlıktan uzaklaşma ve tecrit...
Sürecin gelişiminin her durumda böyle olması şart değildir.Ancak zihnin yalnızca beyinle eşanlamlı olarak görülme eğiliminde olunan bir çağda yaşıyoruz. Aslına bakılırsa, zihinsel sorunların nörolojik müdahaleler aracılığıyla çözülebildiği fikri, radyo prog-
ramını bizzat radyoyla karıştırmak benzeri gülünç ve kategorik bir hatadır. Şizofrenik kişi için insancıl bir yol haritası çizeceksek eger, bu durumda kişinin önüne acil, yoğun ve ucu açık bir psikoterapi sunmamız gerekir.