Türkler farkında değildi. Zaten çok kere iş işten geçtikten sonra
Türklerin akılları başlarına gelir. İngilizlerin Fırat ile Dicle'ye göz
dikmeleri çok eskilere dayanıyordu. Çevresi bunca medeniyette yataklık etmiş ve büyük kısmı sel sularının getirdiği alüvyonlarla oluşan bereketli geniş arazilere, doyumsuz iştah sahibi olan emperyalist müstevli göz dikmez miydi?

İngiltere'nin Irak'ı istila niyetinin ne kadar eski olduğunu göstermeye Bağdat'taki İngiliz Başkonsolosluğu'nun, Osmanlı'nın doğu vilayetlerinde olduğu gibi, karakollu, askerli bir "rezidans" haline sokulması aslında yeterliydi. Büyük Harpten evvel Hindistan'daki
İngiliz ordusu subaylarından bazıları, seyahat için sık sık Irak topraklarma giderlerdi. Yoksa sıradan bir Topçu teğmeninin Ninova harabelerinde "Asuroloji" ile ilgili araştırılacak o kadar bilimsel ne işi olurdu? İstihkam yüzbaşısının "mezheplerin karşılaştırması ilmi" ile ne ilgisi olabilirdi ki ayin-i ruhani araştırmaları için Kerbela'ya kadar gidiyordu? Hindistan'daki İngiliz Hükümetinin başlıca fikir kaynağı olan "Times of Indiana gazetesi", övgüyleb"Hindistan Hükümeti'nin eskiden beri hazırlıklı olduğundan" bahsetmişti. Niçin hazırlanmıştı diyeceksiniz? Tabi ki Irak'ın istilası için. Asya'nın en önemli ve en faydalı nehirlerinden ikisinin bereketli çevresini ele geçirmek için.