288 syf.
·13 günde·10/10
Bu kitap hakkında biraz yazmak istiyorum. Öncelikle çok akıcı keyifli güzel bir kitap. Ben İlber Ortayli'yı genel olarak çok ukala bulurdum. Ancak biraz kendisini tanıyınca mütevazi bile olduğuna karar verdim. Bu kadar çok dil bilen, gezen farklı üniversitelerde farklı platformlarda hocalık yapan, çeşitli söyleşilerle televizyon programlarıyla bilgisini görgüsünü halkla paylaşan, bir ömre bu kadar çok bilgiyi sıkıştırmış bir adam. Sivri ve kendine özel diliyle eleştirmekten kaçınmıyor geleneksel çizgi ile uyumlu değil. Amerika'ya gitmek yerine İran'a gidin diyor İmam hatiplerde gerçek bir eğitim vermek istiyorsan eğittiğin çocuğa iki ölü iki diri dil öğreteceksin Başka türlü olmaz bu iş diyor. Tamamen kendine özel. Osmanlı'yı tanıyor ve seviyor. Katolik kilisesinin verdiği eğitimi biliyor Osmanlı imparatorluğundaki enderunda verilen eğitimi de biliyor. Böylece her ikisini karşılaştırabiliyor, olumlu ve olumsuz yanlarını da açık yüreklilikle anlatıyor. Devlet ve devlette sureklilik O'nun için çok önemli. Gerçekten zeki kültürlü ve kendi deyişiyle entellektüel bir adam. En iyi seyahat nasıl edilir, bir şehir nasıl dolaşılır. bölümünü çok beğendim. genel olarak biz de aynı şekilde seyahat ediyoruz. ancak sanat tarihi okumak, kültürlü olmak, geçmişle gelecek arasındaki birtakım bağları bilebilmek farklı. Bilmeden ahkam kesmiyor Dolayısıyla söylediklerinin arkası dolu.
Cok merak ettim kendi çocuğunu nasıl yetiştirdi diye. Acaba bilmek ve uygulamak aynı olabiliyor mu? Çocuklara sorumluluk vermek ve onları hayatla daha önce yüzleştirmek gerektiği düşüncesine kesinlikle katılıyorum. Bizdeki çocuğa destek olma sürece farklı işliyor belki Türk aile yapısının hatası da bu. Bazıları buna aile dayanışması diyor. Ancak çocuklar çok uzun yıllar aileden destek görerek okuyor ve bu arada çalışmak üretmek ve kendi kendine yetmek ile ilgili eksiklikler oluşabiliyor. Çok yaşamak çok tecrübe edinmek olmuyor gözlemlemek onları kendi bilgi görgü ve tecrübesi ile yorumlamak ve bunu güzel cümlelerle herkesin anlayabileceği şekilde anlatmak çok da kimseye nasip olmuyor. İlber hoca hayatımızı temel olarak 4 bölüme ayırıyor. 12-25 yaş arasını temel atma dönemi olarak tanımlıyor. Hayatınızı bu aşamada kurarsınız diyor. 25-40 arasında hayata karışır söz söylemeye başlarsınız diyor. 40-55 yaş arasını ise olgunluk ve otorite olma dönemi olarak ayırıyor. 55 ve sonrası bir dinlenme demlenme dönemidir diyor. Bu arada çok yeni şeylerin yapılamayacağını daha önce yapılanların tekrar edileceğini söylüyor bu dönemde taze eser verenlerin az olduğunu hatırlatıyor. Çoğumuzun hayatı da buna benzer şekilde gelişiyor. 20 25 yaşına kadar okullarda kurslar da kendimize yatırım yapıyoruz . Gelişme kendimiz ve gelecegimiz icin tum cabalar bu donemde. 25 -30 lu yaşlardan sonra aileye karışıyor bir yerde çalışıyor Ve açıkçası çok da kendimizi geliştirmek için çaba göstermiyoruz. Ailemiz ve çocuklarımız sosyal çevremiz ön plana çıkıyor, ödenecek krediler yatırılacak faturalar, çocukların kursları, okulları, özel dersleri hayatımızın büyük bir kısmını kaplıyor. Sonra bir de bakıyorsunuz her şey başa dönmüş. O hayatın hayhuyu azalmış ve siz dinlenme demlenme dönemine geçmişsiniz.Bu arada hayatınızın muhasebesini yaptığınızda bazen pişmanlıklarınız bazen de kendinize övdüğünüz, takdir ettiğiniz hususlar ön plana çıkıyor Sonuç olarak kitabı okumanızı ve kendi hayatınızın muhasebesini bu bilgiler ışığında bir kez daha yapmanızı öneririm.