·934 syf.····Okunma: 03 Ağustos 2019 12:52 Kimilerimiz dine sıkı sıkıya bağlıyız. Bu yoldan ötesini kabul etmiyor, edemiyor; ve hayatımıza bu kutsallık çevresinde anlam kazandırıyoruz. Eylemlerimizi yaparken, her zaman dini düşünüyor, kafamızda tartıyor, kim bilir tatmin oluyoruz veya karamsar kalıyoruz... Dinine düşkün insanlarda, objektif olarak bakacak olursak oldukça tuhaf birtakım huylar görüyoruz. Bunları yeryüzünde yaşayan başka insanlarda görmemiz pek mümkün olmuyor, görsek de "Yapmacık" etiketini yapıştırmak da gecikmiyoruz. Tuhaf olmasına tuhaf.. Belki de bu Tuhaflıklar insanın içindeki -burada açıklanamayacak- kötülükleri bastırıyor. Ve kişinin dış dünyasında neticede harika bir insan profili görünümü veriyor: Dostoyevski, belli ki Hristiyanlık'tan fazlasıyla etkilenip, bunu romanındaki "Alyoşa" karakterine ustalıkla yerleştirmiş. Alyoşa, Staretz Zosima'nın yolunda ilerleyen, Hristiyanlığa bel bağlamış; kardeşlerine duygusal anlamda bağlı, çoluk çocuk seven, bir tutam kindarlık barındırmayan, iyi insanda toplanabilecek tüm özelliklere sahip (?), saf ruhlu, falan filan boyda klasik Dostoyevski karakteri!
Karamazov Kardeşlerden belki de ben de en çok etki bırakanı "Mitya" (Dmitri) idi. Bu karakterde çözümlenmemiş, gizemli birçok duygu var. Dmitri kendisinin ne olduğunu bile bilemiyor. Canavar mı.. Yoksa bir Melek mi... Dostoyevski bunu okuyucuya bırakıyor şahsen. Karşımıza masum bir Aşk üçgeni çıkıyor. Kahramanlarımız: Birden parlayıveren, küçülmeyi sevmeyen, geçmiş zamanında aşifte olan, Mitya ile zamanında fındıklar kırmış, ve Mitya'nın babasını da ayartmış, gel zaman git zaman Mitya'da karar kılmış, güzel mi güzel Gruşenka; Mitya ile ortanca kardeş Ivan arasında gidip gelen, kime aşık olduğunu bizim de anlayamadığımız, Tuhaf tuhaf hareketler sergileyen, Mahkemede suratına tükürmek isteyebileceğiniz Katerina; ve tabii ki ortalığı kasıp kavuran, Raskolnikov ruhlu, suç işlemek nedir bilmeyen, bahtsız, talihsiz, zavallı, Gruşenka'ya sonuna kadar AŞIK Mitya! Şüphesiz, kitabın en can alıcı detayları Mitya'da saklı. En sürükleyici, en heyecanlı ve okunulası cümleler Dmitri'de!
Dostoyevski'nin mahkeme betimlemeleri kimi zaman sıkıcı ve dayanılmaz olabiliyor. Bu sefer bunu anlamış olmalı ki kısa kesmeye özen göstermiş (meye çalışırken İppolit Kiriloviç adlı aşağılık karakter ile uzatmış daa uzatmış...). Mahkemede geçen Aile tartışmaları harikaydı. Avukatımız Fetükoviç çok da haklı: İnsanın en değerli anılarının, küçükken ailesinin yanında geçen dakikalar olduğunu, erken yaşta öğrenilen kimi detayların; ilerde bizim ahlaki anahtarımız olacabileceğini heyecanla ve alkışların verdiği coşkunlukla söylüyor! Devam ediyor: Babaların, çocuklar üzerinde büyük önemleri olduğunu. onlara kıyılmaması gerektiğini, Babaların birer iyilik meleği gibisinden detaylar ile mahkemeyi süslüyor. Daha sonra aklına gelmişçesine ekliyor: Ama Karamazovlara dönecek olursak, buradaki babamız Fyodor, Ahlaksız, şarlatan, boşboğaz, Evlat sevgisi nedir bilmez, İğrenç mi iğrenç özelliklerle dolu, Vahşi ve katıksız bir adamdır. Her baba, baba mıdır?.. diye son veriyor. (Elbette böyle söylemedi ben kendim okuduğumca yazdım)
Bazı bayanların narinliğine diyecek bir şey bulamıyorum. Ancak Dostoyevski romanlarındaki bu karakterlerin gerçekten tam olarak zarif, saf yapıda mı yoksaa hırçın ruhlu, hilebaz mı olduğuna tam kanaat getiremiyorum. 360 derece dönebilen Dostoyevki kadın karakterleri cidden çok tuhafıma gidiyor... Okurken suratıma birden bir kadın tekmesi yiyecekmiş gibi hissediyorum, Gruşenka ya da Katerina'dan.... Bir de Dostoyevski'nin Lize'yi anlatışı hiç hoşuma gitmedi. Çok boş bırakılmış ve daha fazla detayı hak ediyordu. Ne oldu bilmiyoruz... Gerçi kime ne oldu onu hiç bilmiyoruz. Yani demek isterim ki: Karamazov Kardeşlerin sonu yok.. Sonsuzluğa uçtular; okuyucu kendi düşünecek, anlamlar yükleyecek, Dmitri'ye ne oldu diyecek.... DMİTRI'YE NE OLDU DİYECEK!
Bazılarımız film izler, gün boyu kitap okur.. Bu aktivitelerdeki "Aile", kişinin beyni üzerinde ilginç bir etki bırakır. Kişi kendini sorgular: "Sahiden ben ailemle iyi miyim?Ailem arasında nasıl biliniyorum? Annem ve babam ile anlaşmam olması gerektiği gibi mi? Saygısızca davranışlarda bulunuyor muyum?" gibisinden sorular ile kısa bir meşgul olur... Bir başkası daa, Okunulan romandaki aile şenliğine hayran kalır, FAKAT! Okuyanımızın Aile bağı nasıldır? Ya kişi sadece okuduğuyla kalıyorsa, ve sadece kurgu olduğu için, sevencenlikle kitabı okuyup, kıdemli kütüphanesine koyuyorsa?.. Dünyada ailenin önemini kavramayan binlerce okur var belki de.. Kendini kurguya kaptırmışlar (Bunu da buraya bırakmak istiyorum, sahiden tuhafıma giden konulardan).