120 syf.
Eğer hazırsanız, okuyup geçmeden, bir nefeste değil nefesiniz kesilerek, her cümle ve satırda biz okurlara bırakılan şifrelerin peşine düşerek okuyun.
Saramago’ya, Ionesco’ya, Marquez’e, Kafka’ya Cemal Süreya’ya ve daha nice ustalara çaktığı selamı anlayarak okuyun.
Onları anlamasanız çok bir şey kaybetmezsiniz, çünkü bu kitabı okurken kaybetmemeniz gereken tek şey ‘insan’lığınızdır.
Belki de asıl hatırlamanız gereken. Dört bölümden oluşan kitabın ilk bölümündeki hikayeler üslubu en can alıcı olanlardı benim için.
Belirsiz zamanlarda, hayaletler ve halen hayatta olanlarla bir arada kitabın kendi deyimiyle, zamanın içinden, ailenin içinden, ahlakın içinden, inancın içinden, devletin içinden ve bizim içimizden geçip gidiyor tüm hikayeler. İkinci bölümde, Lağımların Aleksandrası’nda, Deli’nin şehre gelişinden sonraki kanalizasyon deliğine giriş çıkışları ve bu gel gitlere fıtratında olmadığından kimsenin müdahale etmeyişini görüyoruz.
Üçüncü bölümde, Büyük Küfür’de ‘Fırtına çıktı çıkacak. Ve gergedan hedefine vardı varacak.
Ben bildiğim tüm yolları aşmaya, küfürleri hatırlamaya çalışıyorum. Öyle kolay pes etmez küfrü duasından büyük olanlar.’ diyerek güzel günleri asla göremeyeceğine inandırılanların sesi oluyor, yedi bölümden oluşan Sokakta hikayesi her bölümünde vicdanı kazıya kazıya yedinci ve son bölümünde ‘Tanrının dünyayı altı günde yarattığı ve yedinci gününde utandığı’nı bize söylüyor.
Kitabın dördüncü ve son bölümündeki Gergedan hikayesinde, Ionesco’nun Gergedan hikayesi ile harmanlayarak 12 Eylül darbesinden günümüze kadar var olan topraklarımızın Gergedan’ının hikayesi ile kitap son buluyor.
Dip Not :
Ve son olarak Ressam Bahadır Baruter’in, Deli Kadın Hikayeleri’nde olduğu gibi, Gergedan’da da hikayeleri resimleştirmesi kitaba ayrı bir zenginlik ve derinlik katıyor. "