Entelektüelliğin hakim olduğu edebi cümlelere ve ana konudan dağılıp Yazar'ın içsel konuşmalarına, eşyalara hitap etmesine onları kişileştirmesine bazen var olmayan sesleri duymasına ve diyaloglar kurmasına şahit oluyoruz. Orhan Gencebay şarkı sözlerine, Sadri Alışık'a ve çeşitli filmlere referanslarını da görüyoruz aynı zamanda. Kısa ama bence anlaşılması güç betimlemelerden dolayı oldukça yoğun bir roman.
Romandaki anlatıcı bir film montajcısıdır daha sonra işini bırakıp, yazar olmaya karar verir. Kitabı için İstanbul'u sokak sokak dolaşıp gördüğü 'resimleri' anlamlandırmaya çalışır. Sürekli bir resmin konuştuğunu görmek, o resmin içinde farklı yan karakterler görmek, beni romanın içinde başka bir roman okuyormuşum gibi hissettirdi. Müzeyyen'i biz daha sonradan tanıyoruz. Kendi kendine konuştuğunu sandığımız anlatıcı aslında Müzeyyen ile konuşuyor. Müzeyyen ona göre hiçbir kadına benzemiyor. Müzeyyen'in yokluğunun, var olsa bile gidecekmiş gibi hissettirmesinin verdiği sancıyı çekiyor anlatıcı. Yazarın üretememe sancısı da azımsanmayacak kadar çok olduğunu düşünüyorum.
Son olarak bence bu romana ve filmine bu kadar yakın hissetmenizin sebebi, ben hiç Müzeyyen oldum mu veya benim hiç Müzeyyen'im oldu mu sorusu.
Kitabını filminden tanıyoruz ama önce kitabı okumanızı sonra filmi izlemenizi tavsiye ederim.