Kitap Dorian Gray'in portresinin üzerine olan bir tartışma ile başlıyor. Portre o kadar güzel oluyor ki Dorian kendi portresini kıskanıyor kendine acıyor. Kendisi o kadar güzeldi ki yaşlandığını, çürüdüğünü hayal etmek ona katlanılmaz geliyordu. Bu kıskançlık içinde Lord Henry ve Dorian tekrar buluşmak üzere ayrılıyor.
Basil tabloyu Dorian'a hediye ediyor. Zamanla aşık olan Dorian ahlaksızca bulduğu şekilde davranıyor ruhunu iyi etmek istiyor. Lord Henry ona nasihat veriyor :
"Ruhu iyi etmede duyunun üzerine yoktur, nasıl ki duyuları iyi etmede de ruhun üzerine yoksa."
Dorian iyice kafası karışmışken tablodaki değişikliği fark ediyor. Ne olmuştu öyle çenesi mi yo hayır imkansızdı nasıl değişmiş olabilirdi ki? Bunu başkaları görmemeliydi üzerini örttü kendisinden başka kimse görmemeliydi bunu. Sonraki günlerde adı kötü şeylerle beraber anılmaya başladı. Herkes ondan şüphelenmeye başlamıştı ama kimse onlarca yıldır solmayan güzelliğinde en ufak kötülük bulamıyordu.
Onlarca yıl boyunca duyularını doyuruyor zevk uğruna yaşıyor, toplumun kurmacalarına pek kulak asmıyordu ama asla tatmin olmuş rahatlamış, huzur bulmuş değildi neydi sorunu? En çok değer verdiği şey elindeydi neden böyle olmuştu? Sonunda kendine itiraf etti : #50165989
Kitap burada bitiyor ama biz yeni uyanıyoruz. Kitap boyunca Henry'e hak vermiştim(hala da bazı konularda katılmamak elde değil) . Ancak sanki yanılmıştı gençlik konusunda elimizde gençliğimizden çok daha fazlası vardı. İnsan kaybedeceği bir oyunda sahaya çıkmıştı elbette bir gün kaybedecekti ancak o güne kadar berki kendisine yakışır yaşamalıydı. Ancak tek sorun insan kendisine yakışır şekilde değil kendine yakıştırdığı şekilde yaşamaya meyilliydi gençlik ise bunun aldatmacasıydı. İnsan hayatı boyunca yanından bir an bile ayrılmayan içini güzel tutmalıydı. Yoksa kendini ölmeden öldürmüş olabilirdi.