Gönderi

Hatırlıyor musun? Bir zamanlar fakir ama gururlu bir genç vardı...
7/10
·494 syf.··
2019 48. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 16 Ağustos 2019 04:44
‘Yakarsa dünyayı garipler yakar’ ekolünün vakur temsilcisi Martin Eden’le tanışacağım için oldukça hevesli ve heyecanlı bir vaziyette açtım kitabın kapağını... Bu heves ve heyacan –dürüst olmam
Edebiyat
Martin EdenJack London · Can Yayınları · 2017134,7bin okunma
··1 alıntı·
2.486 Gösterim
14 Yorum
Necip Bey, yorgun olan gözlerimi yıpratmadan okumama sebep olduğunuz bu güzel inceleme için teşekkür ederim. Vallahi akıyor... Kıskanıyorum bu akıcılığı. :) Kitabı henüz okumadım, yorum yapmam pek doğru olmaz ama uzun zaman sonra inceleme yazdığınız için bir şeyler yazmasam olmayacak. :) Anladığım kadarıyla 'düzen'den memnun değilsiniz ama düzensizliği de sevmiyorsunuz... Sistemden şikayetçisiniz ama sistemin bir parçası olduğumuz gerçeğini kabul etmemizin doğru, merkezden çıkmamızın da akıllıca olmadığını düşünüyorsunuz... Realistliğin berbat bir şey olduğunu ama realist olmayınca da bocalanacağını söylüyorsunuz... Bunları nereden mi çıkardım? Merkezden çıkan, realistliğini kaybeden Martin'i eleştirmenizden. Resmen kızıyorsunuz adama. :) Ama unutmayın ki insanların bir kalbi var. :) Hayata ve insanlara dair gerçekler bazen bizleri hayal kırıklığına uğratır ve tüm gerçeklik ölçütlerimiz yerle bir olur. Varoluşsal çöküntüler yaşayıp, kendi enkazımızı kendimiz yaratabiliriz. O yüzden bocaladığı için kızmayın Martin'e :) Gerçi ben daha kitabı okumadım, belki okuyunca sizle bir olup beraber söveceğiz adama. Neyse çok konuştum sanırım. İğne-çuvaldız örneğindeki çuvaldızı benim de kendime batırmam gerektiğini söyleyerek bitiriyorum sözlerimi. Tekrar teşekkür ederim bu güzel incelemeniz için, elinize sağlık.
Çok teşekkür ederim Rahime hanım... Çoğu zaman olduğu gibi içinizde hissettiklerinizi birebir kelimesine dokunmadan yoruma dökmüşsünüz:) Sizin bu tarzınız inanın büyük bir renk katıyor bu siteye... Nereden başlasam bilemiyorum. İncelemede yıpratmadığım gözlerinizi yorumda yıpratmak istemem:) Benimle ilgili tespitlerinize katılmam mümkün değil. Tek bir incelemede yazılanlar üzerinden hayata bakışım hakkında böyle genellemeler yapmak ne kadar sağlıklı sonuçlara götürür emin değilim... Kendim hakkında 'şöyleyim, böyleyim' demek çok tercih ettiğim birşey değil ama şunu diyebilirim ki, içinde bulunduğum şartlara veya baş başa kaldığım problemlere göre anlık çözümler üretirim genelde. Bu, kimi zaman düzene bağlı kalmayı kimi zamansa karşı çıkmayı gerektirebilir. Bazen çok realist olursunuz, bazen de duygularınıza ve hislerinize teslim edersiniz kendinizi... İnsan yaş alıp olgunlaştıkça ideolijilerin ve -izm'lerin tutsaklığından çıkmalıdır bence. Onları olabildiğince en iyi nasıl faydalanacaksa o şekilde kullanmalıdır. Martin'i eleştirme nedenim, olaya varlık/yokluk düzleminden baktığımızda varlıktan yana taraf olmamdan kaynaklanıyor. Martin'in büyük bir emek harcayarak elde ettiği başarı neden karakterinde bir zayıflığa dönüşüyor? Başarıya giden yolda yaşadığı tüm zorluklara bir tecrübe, bir gelişim adımı olarak bakabiliyorsa sonrasında yaşadığı hayal kırıklıklarında ve hayatın ona sunduğu farklı gerçeklerde neden bu gerçekçi duruşunu koruyamıyor? Tabii ki her insan her koşulda güçlü olacak, ayakta kalacak gibi bir kural yok. Yazar böyle tercih etmiş deyip geçebiliriz. Ancak ben Martin Eden üzerine yazarken zaten bu lafları ona söylemiyorum doğal olarak. Onun yaşadığı bu hayat tecrübesini günümüzdeki Martin Edenler için analiz ediyorum. Zaten önemli olan da kitaptan bize, bizim hayatımıza kalanlar değil midir? Yani Martin Eden şu aşamada şöyle davrandı, bu aşamada şu tercihi yaptı ve kaybetti... Oysa ki şu özelliğini koruyabilseydi tüm emeği çöpe gitmez ve yeni idealler çerçevesinde hayata çok daha fazla şey katabilirdi. Bu bir tespittir neticede... Umarım bu sefer kendimi daha açık ifade edebilmişimdir Rahime hanım... Eğer siz de kitabı okursanız birgün, inşallah üzerinde konuşmaya/tartışmaya devam ederiz. Tekrar çok teşekkür ederim değerli yorumunuz için... Selam ve sevgilerimle...
2 yanıtı göster
"Yıllardan sonra, yollardan sonra, şarkılar söylüyor çocıklar" aklıma geldi nedense :) Olmuştur herhalde o kadar da, güzel bir şeyler okumak senden. Bazen eski incelemelerine yorum yapılıyor da tekrar karşılaşabiliyoruz tek taraflı :) Martin Eden'i Tuco'nun kutsal kitapvari incelemesinden sonra listeye almıştım zaten kafamda. Konusu sarmamıştı gerçi (Spoilerdan korkmadan inceleme okuma özelliği geliştirdim ben:) Ama küçükken okuduğun beyaz dişvari kitaplardan sonra bu kadar çok kitabı olan (Bilimkurgu bile var) adama şans vermwk gerektiğini düşünmüştüm. Daha okumadım tabii, hayat kısa ve okunacak çok kitap var:) Ama senin incelemenin son kısmı ile konuşacak kadar bir fikir edindim en azından yazılanlardan. (Diğer yerlere söyleyecek bir şey bulamadım çünkü, 250 sayfalık yeşilçam hikayesi bana da ters düşer) Başlardaki o kabullenen, realist Martin sona doğru hakettiği hayatı (ikiyüzlülüğü) neden kabullenmemiş demişsin galiba. İlk olarak yazarın romantikliği giriyor galiba. Son kısmı daha çarpıcı yapmak istemiş olabilir belki yazar, Gerçeçilik fazla bir heyecan vermez çünkü okura. Ya da London normal hayatta katlandığı sahtekarlığı romanında gözler önüne sermek istemiş de olabilir.kendi başaramadığı kahramanlığı karakterine yüklemek-sonuçta düzene karşı çıkmak bir nevi kahramanlık oluyor romantizmde. Son olarak böyle bir şey gerçek hayatta da nadir de olsa mümkün olabilir belki, Ferrarisini satan bilge gibi :) insan hayatta başarıya ulaşmasına rağmen bir şeyleri eksik hissetiğinde (samimiyet vb.) gitmek ister bazen. Ki burada tamamlanmamış bir aşk da varmış galiba. Neyse, kim ne derse desin aşk için, Martin Eden de okunacak zamanı gelince mecburen:) Gayet faydalı ve güzel bir inceleme her zamanki gibi. Ve her zamanki gibi güzel görmek seni. Arayı açma çok. Sağlıcakla :)
Çok teşekkürler Erhan. Seni görmek de çok güzel... Yaz rehavetini üzerimizden atalım, daha sık görüşeceğiz umarım... Daha önce de yazdım, aslında tam olarak bir Jack London eleştirisi değil de, Martin Eden üzerinden bir durum değerlendirmesi yapmaya gayret ettim. Yoksa, JL’ ın tercihlerine saygımız sonsuz... Ancak 500 sayfalık bir kitabı okuduğunda bir okur olarak kurguyu biraz didiklemek, üzerine konuşmak kaçınılmaz oluyor:) Böyle bir kitabın üzerine konuşurken de spoiler kuralı ister istemez devreye giriyor. Çünkü anlatmak istediğim şeyler, biraz Martin Eden’in verdiği kararlarla alakalı... Özellikle kitabın bağlandığı nokta kritik. Senin spoiler konusuna çok takılmasığını biliyorum. Ancak ben yine de uyarımı yaptım çok küfür yememek için:) Olur da eğer kitabı okursan hem JL’ ın hem de Martin Eden’in tercihleri konusunda tekrar oturup konuşalım... Senin kitap üzerine neler yazacağını az çok tahmin edebiliyorum:) Bunu da test etmiş olurum... Daha çok görüşmek ve beraber daha sık ‘saçmalamak’ dileğiyle:)
1 yanıtı göster
Necip özlemişiz senin bu güzel yazılarını , 2017 sonbahar 2018 kış ruhu geri gelmiş , modacıların kreasyon ismi gibi oldu :) Bu kitap bende de okunmayı bekliyor , tuğlacık sayılır ne de olsa , bu arada yine başka bir tuğla Masumiyet Müzesini 2 günde bitirdim , bu vesileyle hediyen için bir kere daha teşekkürler , kitabı çok sevdim bekletmeden oku derim :) "İnsanın karakteri kaderidir , tersi de mümkündür" demişti bir arap bilgin sanırım adını hatırlayamadım. Sanki böylesi daha doğru , çift taraflı bir işleyiş söz konusu , tıpkı mutluyken güldüğümüz gibi sebepsiz gülerek de mutlu olmamız gibi.. Senin takıldığın yerler olması sanırım daha ayağı yere basan kurulu düzene yakın bir insan olmanla ilgili olabilir , bizim Tuco'nun has adamı malum bu yazar , onun daha çok sevmesi de düzensizlikten yana tavır almasından olabilir :) tabi okumadan söylüyorum cahilce bir yorum. Fazla ertelemeden okuma isteği oluştu incelemen sayesinde. Lütfen daha fazla yaz , teşekkürler :)
Çok teşekkürler Osman... O ruhu hepimiz çok özledik değil mi? Masumiyet Müzesi’ni seveceğini tahmin etmiştim. Bazı kitaplar bazı okurlara daha da yakışıyor:) Ben yarıya kadar gelip devamını getiremedim. Bunun geri planda pek çok nedeni vardır mutlaka... Jack London’ın okuduğum dördüncü kitabı... Yani bir şekilde Tuco başkan kadar olmasa da beni de kazanmış bir yazar:) Kitaba düzen-düzensizlik başlığı altında hiç bakmadım. Daha çok hayatı algılayış şeklimiz belirleyici oluyor sanırım. Sen de okuduğunda bunu daha iyi çözümleyeceksin... Daha çok yazmak, daha çok paylaşmak dileğiyle... Selam ve sevgilerimle...
Bu yorum görüntülenemiyor
Spoiler var dediniz okuyamadım Necip Bey. Ama Hercaiokumalar /AyşeHercaiokumalar /Ayşe Hanımın kitaba çağıran o güzelim incelemesi bir yana, sizin adamı hayatınızdan çıkarmayı dört gözle bekleyen durumunuz bir yana :) Elinize sağlık, okuyunca kitabı detaylıca bakarım yazınıza.
İyi yapmışsınız Nesrin hanım okumamakla:) Çünkü kitabı okumayan bir okur için gerçekten fazla bilgi barındırıyor inceleme... Ayşe Hanım'la bu kitap üzerine farklı pencerelerden baktık. Siz de okuyup bitirdiğinizde bizim de önümüze mutlaka yeni bir pencere açılacaktır Nesrin hanım... Ancak içimden bir ses sizin Martin Eden karakterine, benim baktığım yere yakın bir yerden bakacağınızı söylüyor. Tamamen yanılıyor da olabilirim tabii ki:) Bekleyip göreceğiz... Çok teşekkür ederim... Keyifli okumalar...
Reklam
Hoşgeldiniz ve elinize sağlık Necip Bey çok keyifli ve sürükleyici bir yazı olmuş :) Ben de yakın zamanda okumuştum kitabı. Ben oldukça beğenmiştim kitabı ama incelemenizi okuduğumda sizin bakış açınızı da çok haklı buldum. Özellikle 'fakir ama gururlu genç kısmını' :) Bir de sanırım benim kitabı bu kadar beğenmemin nedeni en sonunda kitap ile ilgili okuduğum kısa nottu. Sanki o notla birlikte kafamda Martin Eden daha net oturmuştu. Can yayınlarının baskısında var mı bilmiyorum gerçi siz incelemenizde değinmișsiniz aslında bir hayli ama Iș Bankası baskısında kitabın sonuyla ilgili notta şöyle diyordu...(spoiler olduğunu da söyleyeyim ben yine :)) "Martin Eden'ın intiharını bu kadar canlı anlatması, kırk yaşında ve beklenmedik şekilde ölen yazar Jack London'ın da intihar ettiği şüphesine yol açar." (Martin Eden'in otobiyografik özellikler taşıması nedeniyle) "Ancak London intihar etmemiş, hastalık nedeniyle ölmüştür. Aslinda Martin Eden'ın intiharının kurgusal bir anlamı vardır. Bir sosyalist olan Jack London, sosyalizme karşı olduğunu açıkça dile getiren bireyci bir karakter yaratmış, son derece canlı bir şekilde yarattığı Martin Eden, onun en sevilen karakteri olmuştur. Bu durum çok kafa karıştırır. Nitekim London bu konuda bir açıklama yapmak zorunda hisseder ve aslında bu romanı bireyciliğe ve Nietzsche'nin üstinsan fikrine cepheden bir saldırı olarak yazdığını söyleyerek, "Becerememiş olmalıyım ki hiçbir eleştirmen bunu keşfedememiş," der. London'a göre sadece kendi kurtuluşu için çalışan Martin Eden'ın, sonunda gözleri açılır, içine dahil olmak istediği burjuva toplumunun içyüzünü anlar ve yaşamak için nedeni kalmaz. İntiharı, bireyciliğin yenilgisidir."
Önceki 5 yanıtı göster
Olabilir Eylül başı. Benim için uygun... Eylüle girince haberleşiriz tekrar:) Görüşmek üzere, keyifli okumalar...
Yorum yapabilmeniz için giriş yapmanız gerekmektedir.