Ütopya & Çaba

Ağustos Ayı Hikaye Etkinliği (02-31 Ağustos 2019)

Gecenin dördüydü, kuzey yönünden gelen bir kızıl sakallı ihtiyarla batı yönünden gelen bir genç adam üst geçidi geçmek için asansöre bindiler. Sonra da asansörde mahsur kaldılar. Asansörü indirmek için bir yetkilinin anahtarıyla çıkagelmesi gerekiyordu yahut ölçü cihazıyla sarı yeleği olan kasklı bir asansör tamircisinin. Birinin telefonunun şarjı bitikti, diğeri telefonunu yanına almamıştı. Asansör durunca zifiri karanlığı yarı yarıya aydınlatan acil aydınlatma ışığı yanmıştı, giriş kat telefonuyla alarm butonlarına bastılar ses seda yoktu, 15 dakika beklemelerine rağmen kimse yardımlarına gelmedi. O sıra da ihtiyar ''Biliyor musun,'' dedi sakin kalmaya çalışarak ''asansörde bir insanın kaza yaşaması olasılığı on iki milyonda bir den az, diğeri nasıl bilebiliyorsun der gibi onun yüzüne baktı, ''makale de okudum'' diye sözünü tamamladı ihtiyar. Genç ikna olmuşcasına ama aynı zamanda memnuniyetsiz, onay verircesine başını sallamakla yetindi, sonra, ‘’Oturmaz mısınız?’’ demekle yetindi. ‘’Bu Allah'ın belası yerde kapana kısıldık sanki’’ Seksen ikiye yüz on altı, dört kişilik kabinin ters köşelerine, dizlerini göğüs kafeslerine doğru çekerek karşılıklı oturdular. Genç olan aralarında yaptıkları anlaşma uyarınca birkaç dakika arayla yardım çağrısı yapan butonlara basmaya başladı. ‘’Bir saat sonra şafak sökmeye başlayacak evlat’’ dedi sakallı buna mukabil genç adam ‘’insanlar buraya akın edecekler ve yardım çağıracaklar’’ dedi. Birbirlerini anladıklarına sevinerek tebessüm ettiler. ''Kitaplar her zaman ilgimi çekmiştir elinizdekilere bakabilir miyim?'' diye sordu. Diğeri kitapları uzattı. İhtiyar üç kitabın ön ve arka kapaklarına baktı. Kafka’nın Dava’sı, diye mırıldandı, Camus’un, Yabancısı, Bukowski’nin, Ekmek Arası kitabı. Sonra karşısındakinin duyabileceği biçimde ‘’ilk ikisini okudum ama sonuncusunu tanımıyorum.’’ demekle yetindi. ‘’Amerikalı yazar ve şair, Bukowski’’ dedi diğeri. ‘’Duymuştum ama okumadım’’ dedi öteki. Bu küçük alana sıkışıp kalmışlardı, ama hiç olmazsa beklerken ortak tutkuları olan kitaplardan söz edebiliyorlardı. ‘’Ütopyan var mı evlat?’’ diye sordu ihtiyar. ’’Ben insanların kendi ütopyalarını yaşadığını sanıyordum.’’diye cevapladı genç. İhtiyar ‘’Hayır, onlar kendi hayallerini gerçekleştirmeye çalışıyorlar.’’ dedi. Genç, soru işaretiyle dolu bakışlarını yöneltti. Kısa bir sessizlik oldu, butonlara tekrar asıldı. Sonra yine yerine yerleşip ayaklarını ileri uzatarak birini diğerinin üzerine attı. ‘’Peki, sizce,’’ dedi kibarlıkla, ‘’ütopya nedir? Sorduğunuza göre cevabı biliyor olmalısınız, bense bu sözcüğü olsa, olsa bir ya da iki kez duymuş veya okumuşumdur.’’ İhtiyar sakalını sıvazladı, ‘’Biz bunların anlamını kavrayacak seviyeye henüz ulaşma aşamasın da mıyız bilemiyorum’’ ‘’Peki öyleyse bunları neden tartışıyorsunuz üstat?’’ diye sordu diğeri. ‘’Affedersiniz,’’ dedi ihtiyar kaygısını belli eden bir ses tonuyla ‘’umarım böyle bir konu açarak sizin canınızı sıkmamışımdır’’ diğeri ‘’Hayır’’ diye yanıtladı onu. İhtiyar, ‘’Ütopya meselesini tartışıyorum çünkü gösterime giren bir oyunum var ve o oyunun yazarıyım eserin son provasından çıkmış eve dönüyordum,’’ dedi ivedilikle, ‘’bir diğer nedeni de buradaki sıkıcı zamanımızı kurtuluncaya kadar iyi şeyler yaparak (unutmak demek istemişti) değerlendirmekti’’ ‘’Oyunun ismi nedir?’’ ‘’Uçurumun Kıyısında’’ Birbirlerine tebessüm etmekle yetindiler. İhtiyar devam etti, ‘’Ütopik bir ülke hayal edelim yaşamaya değer bir ülke olmadığını kim iddia edebilir. Felsefi kavramlarla ifade edecek olursam çelişkilerin, antagonizmaların tümüyle rafa kalktığı akla dayalı, toplumun her bir üyesinin özgür ve zengin yaşadığı bir ülkedir ütopya olsa, olsa değil mi? Ütopya fikri toplumsal gelişme ve ilerlemelerin hem mümkün hem gerekli olduğunu hatırlatıyor bana. Ben sana ütopya'dan bahsedebilirim ama ütopik değilim. Ütopya üzerine tarihte çokça yazılıp çizilmiş, haklı gerekçelerle ütopyanın üstünün karalandığı da olmuş. Öte yandan ütopyanın modern elektronik aletlerin kullanımıyla - Televizyon, bilgisayar, cep telefonu - elde edilebilir olduğunu düşünmek saçmalık olur, bunlar modern kölelik koşullarının tesisi için ambalajdır çünkü. ‘’Anlayamıyorum,’’ dedi genç, ‘’aklım daha da karmakarışık hale geldi yalnızca.’’ ‘’Anlayabiliyorum,’’ dedi ihtiyar, ''bu çok normal. Hayaller...'' diye devam etti. ''İnsanlar hayallerine ulaşabileceklerini varsayarak çalışır, çabalarlar fakat bu hayaller hiçbir zaman için ulaşılabilir değildir, hep yarım kalır’’ diye ilave etti. Gözleri nemlenmişti. ‘’Bunu anlamak için çevremizdeki insanların yaşam hikayelerine bakmamız yeterlidir. Çoğunluk bir hayali olup olmamasını bile umursamaz, onun için günü tamamlamaktır önemli olan.’’ Diğeri ‘’Doğru anlamış mıyım,’’ dedi. ‘’ütopya’dan bahsediyorsunuz ama ütopyacı değilsiniz öyle mi?’’
’’Doğru.’’
‘’O halde neden ütopyadan bahsediyorsunuz?’’
‘’Düşler insanların iyi niyetliliği ile gerçekleşmezler de ondan.’’ dedi ihtiyar. ‘’Bir nevi koşulların dayatması ve insanların ortak çabası sonucu gerçekleşirler.’’ ‘’Eğer bu ve benzeri şeyler yazarı olduğunuz ‘Uçurumun Kıyısında’ adlı oyununuzda var ise gerçekten görmek isterim ‘’ dedi suratı boncuk, boncuk terlemeye başlamış genç. ‘’Fazlası var.’’ dedi gülümsemeye çalışarak kabinin sıkıcı ortamında sakin kalmaya çalışan ihtiyar. Şafak sökerken üst geçide tek tük de olsa insanlar akın etmeye başladı. Tamirci geldi. Asansör çalıştı. Kabinin kalorifer gibi ısınmış ortamından kurtulduklarında şeker pamuğu mavisi kıvamında geniş bir gökyüzü altında belirdiler derin bir soluk alarak. Farklı yönlere gittiklerinde yazar, gençle birlikte gelecek sevgilisi için ön bloktan iki bilet rezerve etmişti.