Kitap, özgürlük teması etrafında şekillenmiş, her şeye gücü yeten tanrının (kitapta tasvir edilen tanrı oldukça sınırlı güçlere sahip), insanın özgürlüğünü elde ettiği andan itibaren gücünü yitirmesini ve özgürleşen insanın egemenlik alanının genişlemesini ele almıştır.
Sartre’ye göre özgür insan yaptıklarının bilincinde olup bunun sonuçlarına katlanan insandır. Bu Sartre’nin felsefesinin temelini oluşturur.
“Katillerin en alçağı, vicdan azabı duyandır.”
diyen ana oyunculardan Orestes, suç işlediği halde vicdan azabı duymadığı ve pişman olmadığı için özgür bir insana dönüşmüş, Orestes’in işlediği bu suça ortaklık eden kardeşi Elektra ise vicdanına boyun eğip pişman olduğu için özgürlüğünü kaybetmiştir.
Kitap da adını buradan almaktadır. Vicdan azabının ve pişmanlığın simgesi olarak karşımıza çıkan sineklerin kan emici yönüyle, pişmanlığın insanı yiyip bitirmesi arasında bir benzerlik kurulmuştur. Yazar, bunu ilerleyen sahnelerde insanı hayretler içinde bırakan, çarpıcı bir dille kaleme almıştır.
Kitabı okuyup bitirdikten sonra bile etkileyiciliği bitmiyor aksine daha da büyüleyici bir hâl alıyor. Şöyle ufak çaplı bir araştırma yapıp bu senaryonun tarihi bir gerçekliğe ev sahipliği yaptığını ve bu oyunun Alman işgali altındaki Fransa dönemine ait bir canlandırma olduğunu öğrendiğinizde Sartre’ye bir kere daha vurulacaksınız.
Yağmurlu bir günde geçmeseydim o sokaktan ve bulmasaydım 1960’lı yıllardan bu yana nice serüvenler atlatıp köhneyerek elime geçen bu kitabı, belki de uzun yıllar boyunca adını duymayacak veya herhangi bir kitapçıda rastlamayacaktım bu muazzam esere. Ve belki de hâlâ Sheakespeare’dan başka bir şey okumuyor olacaktım.
İnceleme denilemeyecek kadar eksik ve bir o kadar da kitabın güzelliğini yansıtmamış olan; ama kıyısından yakalamaya çalışmış bu yazının ‘oyun’ okumayı seven herkesin ilgisini çekmesini umuyor ve bu oyunu şiddetle okumalarını tavsiye ediyorum.