İntibah hakkında..
Namık Kemal’i ilk defa okuyorum. Ve kitaba başlamadan önce Namık Kemal hakkında ve yaşadığı dönem hakkında araştırmalar yapmam gerektiğini hissettim. Gördüğüm şeyler şaşırtıcıydı doğrusu, yenilikçi ve cesur bir gazeteci, roman yazarı, tiyatro yazarı ve fikir adamından çok daha fazlasıydı. Yıllarca sürgün hayatı yaşayan hapis yatan genç yaşında uzak diyarlarda hastalıktan ölen bu adam benim için çok etkileyici bir hayat hikayesine sahip.
Osmanlı’nın son zamanlarında içinde bulunduğu zor durumlar birçok ‘’kurtarıcı fikrin’’ doğmasına sebep oldu. Fakat Namık Kemal’in bu sorunu en temelden ‘Devlet nedir, ne işe yarar ?’ ‘toplum ahlakı ve vicdanı nasıl korunur’ gibi sorularla ele alması ve açıkça olmasa da Türk toplumundan gelmenin önemi ve değerini anlatması ileride kurtuluş savaşını verecek halka, komutanlara ve ulu önderimize ilham kaynağı olmuştur. Gazetelerdeki yazılarında romanlarında tiyatro oyunlarında yani içinde Namık Kemal olan şeylerde genelde yurtseverlik ve özgürlük kavramları ön plandadır. Bunu coşkulu ve etkileyici bir şekilde anlatımı zamanların ve sonrasının arayışta olan halkına etkisi de çok büyüktür. Şöyle bir örnek vereyim Vatan Yahut Silistre oyunu ilk oynandığında gösterimden sonra halk o coşkuyla galeyana gelmiş ve olaylar çıkartmıştır. Bu kısmı daha fazla uzatmadan herkese Namık Kemal’i okumanın kendilerine çok şey katacağını düşündüğümü söyleyerek romana geçmek istiyorum.
İntibah yurtseverlik ve özgürlük üzerine bir roman değildir. Osmanlı’nın son zamanlarındaki sosyal yapısını (beni çok şaşırtan) anlatan bir romandır. Günümüzde okuduğumuz için anlatımını çok beğenmeyeceğimiz bir roman aslında, divan edebiyatının etkilerini rahatlıkla görebiliyoruz romanda ancak benim için önemli olan anlatımı değil de içeriğiydi. O dönemlerde yaşayan iyi bir aileden gelen temiz bir çocuğun o zamanın ahlaki olarak yozlaşan toplumundaki çırpınışlarını anlatıyor İntibah..
Ana karakterimiz Ali Bey içine kapanık bir şekilde büyütüldüğü için babasına son derece bağımlı bir insandır. Baba desteği hayatının en önemli parçasıdır. Fakat bu destek yok olunca ne oluyor ? Kendi ayakları üzerinde durması gereken saf genç ilk başlarda toplum içine pek karışmıyor. Fakat daha sonra arkadaş edinip çok az da olsa sosyalleşmeye başlayınca birden kendini kötülüklerin, yalanın, ahlaksızlığın ve acımasızlığın yani çok yabancı olduğu şeylerin içinde buluyor. Ve bundan kaçmaya çalışırken başına gelebilecek en kötü şey geliyor ve bu ahlaki çöküntünün sonucu ve eseri olan bir hayat kadınına aşık oluyor. Tabi kadının sıfatını ilk başlarda anlayamayan Ali bey hayatında ilk defa kendini bu kadına çok derin ve yoğun bir şekilde kaptırıyor. Sonrasında gerçekleri acımasız ve küçük düşürücü bir şekilde öğrenen Ali bey öfke ve üzüntüyü de aynı yoğunlukta yaşıyor. Ve sevgisiyle doğrular arasında kalmanın zorluğunu yaşıyor ( bu kısımlar daha etkileyici bir şekilde anlatılsa çok lezzetli olurdu diye düşünüyorum). Bu dışarıdan bakınca hoş karşılanmayacak bir olay olduğu için kendi itibarının ve ailesinin itibarının zedelenmesi de ana karakterimizin depresyonunu arttırıyor. Fakat aşkı bunları görmesini daha doğrusu bunların olmasına dur diyebilmesini engelliyor.
Tahmin edebileceğimiz gibi Mahpeyker (hayat kadını) kısa sürede Ali Bey’i hayal kırıklığına uğratıyor. Aslında bunun suçlusu kadın da değil sadece durumun zorluğu hatta o dönem için imkansızlığı...
Babasını kaybetmenin darbesinden sonra yaşadığı acılar ve daha sonrasında bir de itibarıyla aşkı arasında kalmanın verdiği acılar ve bu acıları çekmesine sebep olan Mahpeykerden aldığı darbe Ali beyi psikolojik olarak çökertiyor. Ama her karanlığın içinden bir ışık doğar ya işte o ışığı annesi Ali beyin ayağına getiriyor. Onu bu acılardan kurtaracak tekrar hayata bağlayacak belki de eski huzurunu bulduracak bir kadın geliyor Ali beyin hayatına. Sadece sevgisini sadakatini ve iyiliğini gösteriyor Ali beye karşı ve onu çıkmazından kurtarıyor gerçekten. Dilaşubun temizliği iyiliği hatta saflık derecesinde sadakati içimi ısıtıyor bu sayfaları okurken. Fakat kirli oyunlarla Ali Bey’i Dilaşub hakkında yanlış yönlendiriyorlar, iftira atıyorlar ve günahsız bir kızı işkencelere dayaklara ve çok sevdiği Ali Bey’in nefretine bırakıyorlar. Bütün acılarının üstüne bir de bu büyük acıdan sonra Ali bey hayatına devam edemiyor saygınlığı efendiliği bir kenara insanlığı dahi kalmıyor. Tek tek elindeki her şeyi kaybediyor. Tertemiz geleceği çok parlak bu çocuk adeta bir sokak serserisine dönüyor. Çektiği acıları yalnız içkiyle bastırabiliyor.
Tabi mahpeyker de hayatının ilk ve tek aşkından mahrum kalınca acı çekiyor. Ama içindeki kötülük bu acının zarar vermesine sebep oluyor. Bütün olanlardan sonra Ali Bey’i türlü oyunlarla tekrar elde etmeye çalışıyor fakat başarısız oluyor bu sefer onu cezalandırmak için şeytani planlar yapıyor. Tabi vukuatları bu kadar değil Mahpeyker’in. Dilaşub’un düştüğü durumun sorumlusu da dilaşubun geriye kalan bütün hayatı boyunca işkenceler ve acı içinde yaşamasının da sorumlusu bu kıskanç ve vicdansız kadın. Kitabın sonlarında da bu vicdansızlığı kötülüğü başka türlü acı olaylarla göreceğiz.
Çok fazla ön bilgi verdiğimi biliyorum fakat bu roman hayatı mahvolan bu kişilerden ibaret değil. Aslında pek iyi bir roman değil fakat Osmanlı’nın son zamanlarında yaşadığı sosyal yapıyı o zamanları yaşayan bir insandan roman halinde okumak çok lezzetli geldi bana. Resmin bütününe baktığımızda mahvolan hayatlar değil mahvolan bir toplum görüyoruz. Bu acı gerçeği o zamanın yazım koşullarıyla bu kadar açık anlatmak da benim fikrimce çok büyük bir olaydır. Ayrıca bu kitap Türk edebiyatındaki ilk edebi romandır. Vatan ve özgürlük şairi Namık Kemal’i anarak yazımı bitiriyorum.