Oray Eğin

Apple'a ne oldu böyle

 
Eylül ayında Apple tarafından şaşırtılmaya alışık olduğumuzdan dünkü sunumun hepimizde hayal kırıklığı yaratması anlaşılabilir. Apple geleneksel olarak donanıma ağırlık verdiği Eylül ayındaki sunumunda belki de ilk kez heyecan yaratamadı. Akıllı telefon pazarında devrim beklerken üç senelik tasarımın biraz daha gelişmiş, çok az ilerlemiş modelleri tüketicinin karşısına çıktı.
Sahiden yeni bir iPhone’a ihtiyacımız var mıydı? Amerika’daki ortalama tüketici artık akıllı telefonunu yaklaşık üç senede değiştiriyor, büyük bir pazar olan Çin’de de durum farklı değil. Tüketici akıllı telefon fiyatlarını haklı olarak çok yüksek buluyor, değiştirmeyi düşündüğünde de ucuz alternatifler karşısına çıkıyor.
YENİ İCATLAR SUNAMIYOR
Yenilik yapmaya alışmış Apple ise çoktandır dönüştürücü icatlar sunamıyor. İşte, dün tanıttıkları üç kameralı iPhone 11 Pro: Huawei üç hatta dört kameralı telefon çıkarmıştı, bir start-up firması beş kameralı Nokia bile yaptı. Apple’ın sunumda yenilik olarak öne çıkardığı bu özellikler başka firmaların zaten yaptıklarının biraz daha gelişmişi. Söz konusu yeni iPhone’un pil ömrü beş saat daha uzun eskisine kıyasla ama tıpkı ultra-hızlı çip gibi buna da heyecan verici denemez.
Sorunlardan biri akıllı telefon pazarının 5G öncesi beklemede olması. Samsung gibi rakipleri 5G’ye uygun telefonlar çıkarırken Apple teknolojinin yaygınlaşacağı 2020’yi beklemeye karar vermiş gibi görünüyor. Bu sene telefon alanlar önümüzdeki sene 5G mobil iletişimi dönüştürürken ellerindeki cihazların yetersiz kaldığını görecek. Büyük ihtimalle Apple seneye telefonun şeklini, tasarımını da 5G’yle birlikte yeniden değiştirecek. Böyle bir durumda “cool” faktörü de eski cihazların aleyhine işleyecek. Apple zaten astronomik bir ücret vererek iPhone XS Max modeli telefon allan kullanıcılarını da çok daha ucuza çıkardığı ve daha iyi bir alternatif olan iPhone 11’le yaktı. Bu fiyatlar aşırı verginin bindiği Türkiye’deki tüketici için daha da yüksek; yurtdışından getirmek bile pahalıya geliyor. Dahası bu sene telefonu kaydettirseniz seneye ne yapacaksınız? Türkiye’deki akıllı telefon tüketicisinin eli daha da bağlı kanunlar yüzünden.
Analistler bu sene yavaş iPhone satışları yüzünden yüzde 20 değer kaybeden Apple hisselerinin düşüşünün süreceğini düşünüyor. iPhone satışları yüzde 15 oranında düştü, 2020’ye kadar da pazarın canlanması beklenmiyor. Şimdilik Apple da dahil akıllı telefon üreticilerine sadece kamera şirketi olarak bakmak doğru, çünkü rekabet aslında lensler, fotoğraf çekme teknolojilerinden ilerliyor. Bu da dünyayı daha yaşanabilir kılacak mı, tartışılır. Şimdi “slofie” gibi yavaş çekim selfie video’larıyla biraz daha sosyal medya kalabalığı yaşayacağımız kesin.
ŞİRKET ŞEKİL DEĞİŞTİRİYOR
Apple’ın öne çıktığı tek alan ise şirketin “service” adını verdiği ve ciddi bir gelir kapısı olmaya başlayan bölümü. Apple Watch gibi ürünlerin satışından daha fazla kar getiriyor firmaya Apple’ın sunduğu Apple News+ ya da Apple Music gibi servisler. Aboneli oyun platformu Apple Arcade ve Apple TV+ da bu sene kasım ayında 100 ülkede birden başlayacak ama tam olarak streaming savaşlarında nasıl bir etki yaratacağını şimdiden bilmek mümkün değil.
Ancak bütün bunlar Apple’ın bambaşka bir şirkete dönüştüğünün de işareti.
Apple TV+ rakiplerinin aksine tamamı orijinal içerikten oluşacak bir servis gibi görünüyor. Zaten bir milyar dolar harcandı içlerinde Steven Spielberg ve Oprah gibi yapımcıların olduğu programlara. Dün Tim Cook bu programların zamanla yayına gireceğini, her ay içeriğin artacağını açıkladı. En büyük sürpriz ise Apple TV+ için açıklanan başlangıç fiyatıydı: Ayda 4.99 dolarlık ücret Netflix, Disney ve Roku hisselerinin gerilemesine yol açtı. Ayrıca yeni Apple ürünü alana bir senelik Apple TV+ aboneliği de bedava; içerik yayına çıkıncaya kadar netleşir, sonra da değişmesi muhtemeldir.
Ancak “Peak TV” denen ve haddinden fazla televizyon içeriğinin üretildiği bir dönemde Apple TV+ ne kadar fark yaratacak, neden tercih nedeni olacak diye kestirmek zor. Zira çok fazla televizyon içeriği var, ama hepsi izlemeye değer mi tartışılır. Apple TV+ şu ana kadar en çok Jennifer Aniston’ın televizyon dizilerine dönüşünü müjdeleyen “The Morning Show”a güveniyor. Sunumda da dizinini fragmanının rekor kırdığı vurgulandı.
En iddialısı buysa bilemedim. Zira fragmandan da en fazla Apple’ın dünkü sunumu kadar heyecanlandım.
***
Bir haftadır Los Angeles’taydım… Kimleri gördüm…

Gerard Butler nereye gitse kendisini göstermek için uğraşıyor, ayağa kalkıyor, dolaşıyor, adeta kimler kendisini görmüş gibi etrafına bakıyor. Birçok ünlü görünmemek için uğraşırken o görünmek için çabalıyor. Bir kere İstanbul’da da karşıma çıkmıştı, Los Angeles’ta ta defalarca görüp ne çok karşıma çıkıyor diye dalga geçiyordum. Yine çıktı…

Oscarlı yönetmen Damien Chazelle beklediğini bulamadığı “First Man”den sonra yine Josh Singer’la yeni bir film üzerine çalışıyor. İkili bar taburesinde senaryonun üzerinden geçiyordu.

Çok az insanı ilgilendiriyor, çünkü yayınlandığı platform yüzünden kimse “The Good Fight”ı izlemiyor. Ama televizyondaki en iyi dizi. İşte o diziden Nyambi Nyambi yandaki koşu bandındaydı spor salonunda. Bu sezon ekrana bakarak yaptığı ve Nazi’lere şiddet uygulanabileceğini söylediğini monolog çok tartışılmıştı. Sezonun yıldızı oldu. Dizideki müfettiş Jay desem?

Abartmıyorum, neredeyse bütün Los Angeles’ta Netflix’te başlayacak olan “The Politician” dizisinin billboard’ları var. Ryan Murphy’nin Netflix için ilk yapımı bu; çok yatırım yapıldı, beklentiler çok yukarı çıktı. Murphy’nin kreatif ortağı Brad Falchuk ise aile kahvaltısında çocuklarlaydı. Eşi Gwyneth Paltrow, onun eski eşi Chris Martin ve sevgilisi Dakota Johnson’ı göremedim ama. Genelde komün halinde yaşıyorlar.

Donald Trump’e en şiddetli muhalefeti yapan Jeffrey Wright bir köşede bilgisayarının başında oturuyordu, büyük ihtimalle Trump aleyhindeki tweet’leri atıyordu.