240 syf.
·1 günde·10/10
Sabah Arapça çalışmaya niyetlenmişken elime aldım, Gazze dedim. Gitmek istediğim ama gidemediğimsin. Yarım saat önce kitabın kapağını kapattığımda ki hislere sen şahitsin Allah'ım. Aralıksız 4 saatte bitti. Sayfalarda gözyaşlarım esir kaldı. Allah'ım unutmak istemediğim duygular bunlar. Mavi Marmara. Gazze. İnsanlık ve katliam. Hukuksuzluk. Çelişen birçok düşünce. Uzun uzun yazdım Allah'ım, bir mektup yazdım kitaba koymak için biter bitmez kağıt kaleme sarıldı ellerim. Yazmalıydım. Zaten okumak ve yazmaktan başka ne yapabiliyorum ki. Kızgınlığım kendime ve insanlığa. Ama en çok kendime. Âh Allah'ım. Okurken o kadar çok yerde sarsıldım ki annem duymasın diye hıçkırıklarımı, başımı çevirdim. Senin varlığını bilmek, ben sanırım buna tutunuyorum. Bu şekilde ayakta kalıyorum. Ama duygusallığa yer yok artık, mektupta döktüm içimi ve bitti. Artık çalışmak var, okumak var, fikir üretmek var ama en başında mümin bir kimlikte olmak var. Dün iyiki Taha abiyi okudum. Onun ferasetli fikirleri. Zihnim karmakarışık, hissediyorum. Ne desem onu da bilmiyorum. Çünkü sadece dil ile ya kahhar çekerek hiçbir musibet önlenmemiş ki, fiili dua olmadan sonuç alamayız ki. Ben Peygamberimin hayatında bunu hiç okumadım. Hep çabaladı, oturduğu yerden İslâm'ı anlatmadı ki. Evvelen fiiliyat ve dua. Biz bu ikisini ayırdığımız sürece sadece bekleriz. Bilinçli birilerinin gelmesini bekleriz ve ben Allah'ım işte bundan korkuyorum. Beklemekten. Çünkü beklemenin bile bir stratejisi olmalı. Allah'ım yardımını dileyebiliyorum, yardımını esirgeme.
Ve Mübarek, ben Gazze'yi de seviyorum, Gazze de göğe kanat açacak uçurtmaları göreceğime de inanıyorum. Peki ya sen?