·100 syf.··Beğendi
···Okunma: 16 Eylül 2019 23:34 kitaba başladığımda karakter bazı üzerinden insanların çıkar ilişkilerini sorgulamıştım.Hatta okurken sayfalara iğrenir gözle baktığıma eminim.İlerleyen sayfalarda da İlyiç'in aile ilişkisini gözümün önüne aldım.Kafamda gece boyunca tartıp durdum.Biraz gerçek hayata dökmeye çalıştım.Halkın tabuları çerçevesinde bilinenler ile yansıtılanlar çok başka.İnsanlar bilgiliyim, daha fazla öğrenmeliyim; yükselmeliyim, kendimi geliştirmeliyim diye düşünmüyor.Ancak biz böyle düşünüyoruz etrafımızda yükselen birini görünce. Gerçek şu ki her şey para için. Para için yüksel, para için yaşa, para için giyin, para için evlen ve daha niceleri. İlyiç ve eşi gibi kafasını paraya yoranların hayatları bunlar. Bir de diğer kesim var. Yerini kaybetme kaygısının ve yerine geçme arzusunun hakim olduğu kısım. Onlar için önemin ancak senin ayağın kayınca vardır. Ha bir de benim en çok etkilendiğim ve üzerine çok durduğum konu;ölüm. Belki yaşadığım kayıptan dolayı böyle de olabilir. İlyiç'in o hastalığının tüm evresi beni her sayfasında sorgulamaya itti. Özellikle o son an. Ağrılar, karşısındaki insanın acılı bakışları, doktorun ağzından çıkacak her cümlenin kıymeti, meraklı gözler, insanların anlamayışı ve nihayetinde hastanın artık son dediği nokta. Bunların hepsi babamı gözümün önüne getirdi. Acaba o da bizim için öyle düşünmüş müydü? Onu anlamıyor muyduk ya da hastalığını önemsemediğimizi mi düşünüyordu? Ağrıları olurdu babamın, dayanılmayacak uykusuz bırakacak kadar şiddetli ama hiçbir zaman ağrım var demezdi. Dayanırdı en sonunda bir ağrı kesici serum taktıralım derdi. İlyiç zayıflayınca kendine bakmak istememişti. Kayınpederi onu çökmüş görünce de tepkisi aynıydı. Acaba babam da böyle miydi? İnsanlar onu tanımayınca gülümseyip geçmişti, kendine güzel anı olarak görmüştü ama içinde ne yaşıyordu? Saçları gidince üzülmüş müydü? Yeniden saçları çıkınca sevinmiş miydi? Ben kıvır kıvır saçlarını severken ne hissetmişti? Ya zayıflayınca, çok kilo kaybedince aynaya bakabilmiş miydi? Bakarken kaburgalarını saymış mıydı? Aynaya milyon kez gülümseyip gözümün içi gülüyor mu diye denemiş miydi? Hiç iyileşeceğini düşünmüş müydü ya da iyileşmeyeceğini bilip vazgeçmiş miydi? Hastalığının iyileştiği, ağrısının olmadığı dinç sabahlara uyanmayı hayal etmiş miydi? Hiçbirini bilmiyorum ve yapmış olduğum tek şey ona üzülmek, arkasından ağlamak olmuştu. Onunla birlikte hayallerimi göndermek olmuştu. Ama emin olduğum tek şey vardı. Babam ölümü kendine hiç yakıştırmadı. Her zaman ölüm ondan uzaktı, ona gelene kadar. Her gelene güleryüzlü savaşçı profili çiziyordu, başarıyordu. Belki de biz ona kandık, bazen hasta olduğunu unuttuk. Özür dilerim baba, özür dilerim İlyiç.