Hz. Peygamber’in (aleyhissalatu vesselam) zevcelerine müsavatla muamele ettiğini açıklarken bir hususun belirtilmesine gerek var:

Bu müsavat maddi hususlardadır, kalbî değil. Ödenen mehir, maddi ihtiyaçların görülmesi, ihsan ve ikramlar, yanlarında geçirilecek gece, sefere çıkarken beraberine alacağı hanımlar gibi hususlarda adalet ve objektiflik mümkündür. Resûlullah bu hususlarda adalete riayetkâr olmuştur.

Kalbî duruma gelince, burada adalet mümkün değildir. Kadınlarda kalbe müessir olan fezâil (faziletler) ve evsâfa (özellikler) göre, her birine karşı beslenecek hissiyat, izhâr edilecek (gösterilecek) sevgi ve takdir duyguları değişecektir. Burada eşitlik iddiası olmadığı gibi aramak da caiz değildir. Nitekim Ebû Kılâbe, Resûlullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) gecesini âdilâne taksimden sonra:

"Ey Rabbim, elimden gelen bu! Senin gücün yettiği halde benim gücüm yetmeyeceği şeyden dolayı beni sorumlu tutma!" diye yalvardığını kaydeder ve burada Hz. Peygamber’in (aleyhissalatu vesselam) "kalpteki sevgiyi" kastettiğini de ayrıca belirtir.