Ekim Ayı Hikaye Etkinliği İçin Yazılmıştır
Rüzgarın Beklediği

Hararetli biçimde konuşmuşlardı. ''Anlatacak mısın Ali?'' diye sordu. Karşısındaki kımıldamadı bile. Yalnızca ''Gitmem gerek sonra konuşuruz'' demekle yetindi. Aklından geçen meşgul eden başka şeyler vardı besbelli. O buna anlam veremese de hissetmişti, güneşin insan teninde esmer bir iz bırakması gibi karşısındakinin, içine işleyen acımtırak derin ince tebessümü. Ali'nin sakin mizacı onun havada kalan cevapsız sorular sormasını önlüyor, sorduğu sorunun kendi içine yönelmesine yarıyordu bir süre sonra. ''Leyla'ya, ne kadar konuşursa konuşsun onun yalnızca belli bir dereceye kadar anlayabileceğini düşünüyor olabilir miydi? Bunda haksız sayılabilir miydi? İnsanın sorular sorması, gerçeği arayışı erdemli bir işti. Her şeyi konuşacaktı fakat zamanla.'' Onun da anlam arayışını kendisinin bulması için zamana ihtiyacı olduğunu düşünüyordu. O yüzden evdeki kitaplarının bir kısmını yardımcı olarak okuması için ona vermişti. Genç kadın bu kitapları okumak istiyordu. Onun da Dünya hakkında bazı şeyleri öğrenme arzusu doğmuştu içinde. Basmakalıp tekdüze klişeler içinde yaşamaktan sıkılıyordu. Hiç olmazsa hayatta anlam veremediği şeyleri okuyup öğrenerek bir fikir sahibi olabilir bu da hayata daha geniş çerçeveden bakmasını sağlayabilirdi. Belki mutluluğa benzer şeyler için başlangıç olabilirdi kitaplar. Belki bazı şeyleri değiştirmek bazı şeyleri reddetmek için işine yarardı okuyup öğrendikleri. Çocukluğunda sayılı oyuncakları vardı, mahalleden sayılı arkadaşları olması gibi. Ana-babası işe gidip yalnız kaldığı okul çıkışı öğle sonraları ananesi arada bir pencereye çıkarak ona göz kulak olurdu. Bazı afili arkadaşlarının olağan bir şeymiş gibi ekmek üstü saralle, ekmek arası sucuk yerken kendisi ve diğer arkadaşlarının niçin hamsi, tavuğun tadını merak edip durduğuna cevapsız kalışında duyduğu gariplik, birilerinin diğerinden daha fazla oyuncağa sahip olduğunda aklına üşüşen sorulara yanıt aramasına benzer biçimde aklını kurcalardı, sessiz kalışı kimseye sormaması, soramayışı hatta kendine bile.. Ama devir değişmişti artık daha zor sorularla karşı karşıyaydı. ''Hayatta bu ve benzeri soruların cevapları bir yerlerde yazılı olmalıydı değil mi ya?'' diyordu. İçindeki okuma açlığından oluşan derin büyük boşluğu, ancak okumaya başladığında fark ederken, hayatın siyah-beyazlığı, sarı-sıcak güneşli yaz günlerinde bile çılgınca sert poyraz rüzgarlar estiğinde, yerini daha büyük öğrenme tutkusuna, anlam arayışına bıraktığında, çevresini saran dili tutulmuş ön yargılarından sıyrılırken, apaçık dosdoğru olarak Dünyaya bakabildiğinde doğru cevaplar vermeye başlayacaktı, şüphesiz.