Hikayelerin renkli yumağını sürekli ileri geri yuvarlayan kedi gibi oyun ve mırıltı isteniyordu. Dışarıda fırtınalar direkleri sarsarken, şöminenin karşısında rahatça oturup kitap okumak, şöminedeki tehlikesiz ateşin alevi dilleri yalar ve çatırdarken kalbi ısıtıp sarhoş eden sanatı değil içilen bir yudum sıcak çay gibi içi ferahlatan sanat isteniyordu.



Çocukluğu aslında edebi ve trajik bir dönemdi - sessiz sancının verimli toprağına onun yaratıcı isteğinin tohumu işte burada atılmıştı; ve onun en derin ruhi niyeti daha sonra imkan ve gücün kendisine sağladığı etkisiyle bu çocukluktan İntikam almaktı. Kendisi de bir zamanlar onlar gibi kötü öğretmenler, haksızlığa uğrayan, ihmal edilen okullar, lakayt ana - babalar, ihmalkâr sevgisiz ve menfaatperest insanlar yüzünden haksızlığa uğradığı için romanlarıyla bütün fakirlere ve mağdur olan çocuklara yardım etmek istiyordu. O, onlar için kendi göğsünde iyiliğin şebnemleri olmadığı için solmuş olan birkaç renkli Gonca halindeki çocuk sevincini Kurtarmak istiyordu.

Fakat içindeki çocukluk İntikam çığlığı atıyordu.

Dickens da devirmek ya da yeniden yaratmak değil, düzeltmek ve iyileştirmek istiyordu ve dikenlerinin çok sivri ve acıtıcı bir şekilde ete saplandığı, sosyal haksızlığın fenomenlerini törpülemek ve yumuşatmak istiyor, fakat kökleri en derindeki sebebi kazarak ortaya çıkarmayı ve tahrip etmeyi asla amaçlamıyordu.


Balzac' ın bir kahramanı dünyaya hakim olmak, Dostoyevski' nin bir kahramanı bu dünyayı aşmak ister.
Dickens' ta bütün insanlar alçakgönüllüdür.


O basit insanların sinesinden pek çok küçük aşağılanmış duyguları aldı, onları dinledi, onların şarkını tekrar canlanarak ses verinceye kadar birleştirdi.


O dünyanın ahmaklıklarını ve dar kafalılığını hoşgörü ile kavranabilir duruma, güzelliklerini de sevgiyle açık - seçik hale getirdi.


Zenginlere, aristokratlara, hayatta kayrılanlara son derece öfkeliydi.


O daha sonra gerçeğin tasviri yerine küçük işaretler koyan, renkli gerçekliklerden gözlemin özünü damıtan gerçeğin stenografisini denemişti.


Dickens her zaman insanlarının ayırıcı özelliklerini altını çizer, onları objektif olandan, yükseltilen ve karikatürize edilene döndürür, onları yoğunlaştırır sembol seviyesinine yükseltir.


Dickens ise taklit yoluyla; onlar manevi gözle, Dickens ise bedeni gözle yaratır. O, ruhu hayal gibi ileri görüşlü bir çağrının sadece yedi kat kızaran ışığı tarafından zorlanmış halde bilinçsizliği gecesinde yükselen yerde yakalamaz.


Çünkü o çocukları İnsanlığın en saf biçimi olarak sevmiştir. İnsanları sempatik yapmak istediğinde onları çocuksu hale getirmiştir.

Çünkü onlar ebediyen çocukluğun cennetinde yaşamaktadırlar. Çünkü çocukluk Dickens' ın eserlerinde cennettir. Dickens' ın bir romanını okuduğumda çocuklar büyüyünce hemencecik hüzünlenirim çünkü en tatlı, en geri gelmez olanın kaybolduğunu bilirim.

Renkler arasında kendisinin en sevdiği çocuk olan Küçük Nell, onun şahsında kendisinin çok erken yaşta kaybettiği bir kıza olan hatırasını ebedileştirir. Onu asla kaba hayal kırıklıklarının ve yalanların dünyasında bırakmaz. Onu her zaman çocukluğun cennetinde muhafaza eder, onun yumuşak bakışlı mavi gözlerini çok erken kapatır ve onu fark ettirmeden erken yılların aydınlığından kaydırarak ölümün karanlığına geçirtir. O, onun için gerçek dünyaya bırakılamayacak kadar sevimlidir.



Böylesine fakir bir dünya ancak büyük bir duygu sayesinde zengin olabilirdi. Balzac nefreti ile burjuvaziyi muazzam hâle getirdi. Dostoyevski de İsa - Mesih sevgisiyle! s
Sanatkâr Dickens da bu insanları üzerine çökmüş yeryüzü ağırlığından mizah sayesinde kurtardı.



Dil, takla atar, cümleler birbiriyle karışır, uzaklaşır, anlamlarıyla körebe oynar, birbirlerine soru yöneltir, birbirleriyle alay eder, birbirlerini yanıltır, bir kapris onları kanatlandırarak dansa sürükler.


Birileri şiddet birileri sükûnet yaratır. Dickens dünyadaki bir sessizlik anını şiire eklemiştir.

Fakat şiir, hayatın neşesi olduğu için ölümsüzdür.