Soru: Hz. Davud ile Hz. Süleyman'ı Yahudi ve Hıristiyanlar peygamber kabul etmemektedirler. Halbuki Kur'an'da iki şahsiyet de peygamber olarak geçmektedir. Yanı sıra Tevrat'da Hz. Davud için peygambere hatta normal bir insana bile yakışmayacak birtakım olaylar nispet edilmektedir. Hıristiyanlar ise peygamber olan Hz. İsa'ya tanrılık izafe etmektedirler. Yahudilik ve Hıristiyanlık'taki peygamber anlayışlarının İslam'ın peygamber anlayışıyla benzerlik ve farklılıkları nelerdir?

Yahudilikte peygamberi ifade etmek için “çağıran“ veya “çağrılan“ anlamına gelen ve Arapça “nebi“ kelimesine anlam ve köken itibariyle yakın olan “navi“ kelimesi kullanılmakta ve bu kelime ile inançsızlık, ahlaki bozulma ve adaletsizlik gibi durumlara karşı Yahudi halkını uyarmak için Tanrı'dan mesaj almak üzere çağrılan kişi anlaşılmaktadır. Kişi kendi çabasıyla peygamber olamaz; Tanrı bir kişiyi peygamber olarak seçer. Yahudi kutsal kitabında kendisine “navi“ denilen ilk kişi Hz. İbrahim'dir. Peygamberlerin en büyüğü Hz. Musa kabul edilir; ancak o, son peygamber değildir. Yahudilikte son peygamberler, İkinci Mabed dönemi başlangıcında, yani m.ö. 420'li yllarda görev yaptığına inanılan Hagay, Zakarya ve Malaki'dir. Çok sayıda peygamberin çıktığı kabul edilse de, bunlar arasında özellikle 48 peygamber ön plana çıkar ve Sara, Miryam, Debora ve Ester gibi isimler başta olmak üzere sekiz kadının peygamber olduğu kabul edilir. Bahsi geçen kırk sekiz peygamber arasında Hz. Davud ve Hz. Süleyman'ın da anı anılır. Bununla birlikte, Yahudi teolojisi Hz. Davud ve Hz. Süleyman'ı kral olarak sunmaya daha eğilimli görünmektedir. Yahudilikte peygamberlerin ismeti şeklinde bir anlayış yerleşmediği için, Müslümanların peygamber kabul ettiği bazı kişilere yönelik elimizdeki Tevrat'ta anlatılan yüz kızartıcı hikayeler beşeri zaaflar olarak değerlendirilir. Ancak elimizdeki Tevrat'ın tek bir kitap değil, dört farklı yazarın kaleme aldığı ve bir beşincisinin bu farklı nüshaları bir araya getirdiği unutulmamalıdır. Bu dört yazar, kimi zaman birbirinden farklı din algılarına, din görevlilerine ve hatta mabetlere sahipti ve her grup kendi anlayışını ikame edebilmek için çaba gösteriyor, hatta rakip gördüğü anlayışın görüşlerini, atalarını çürütmek veya küçük düşürmek için tarihi olayları farklı anlatabiliyordu. Bu bağlamda, Hz. Harun'un soyundan gelen din adamları sınıfını itibarsızlaştırmak isteyen rakip din adamlarının, onların ataları kabul edilen Hz. Harun'u altın buzağıyı yapan kişi olarak sunmaları ve bunu Tevrat metnine eklemeleri şaşırtıcı değildir.

Yahudi kutsal kitabında sahte peygamberlerden ve onların mucize gibi görünen bazı olağanüstü şeyler yapabileceğinden veya gaybtan haber verebileceğinden bahsedilmiştir. Bu nedenle, mucize veya olağanüstü işler, tek başına bir kimsenin peygamber olduğunu göstermez. Bu kişinin öğretisinin de putperestlik veya çok tanrıcılık gibi yanlışlar içermemesi gerekir. Yahudi geleneği, az da olsa, başka uluslardan da peygamber çıkabileceğini kabul etmektedir.

Hıristiyanlıkta Hz. İsa, peygamberlikten tanrılığa yükseltildiği için, bu dindeki peygamberlik anlayışı, Yahudilik ve İslam'a göre ciddi farklılıklar gösterir. Hıristiyanlığa göre, Hz. İsa hem vahyeden bir Tanrı, hem vahyedilen bir peygamber hem de vahyin kendisidir. Tanrılık, peygamberlikten daha yüce bir makam olduğu için, Hıristiyanlar Hz. İsa'yı peygamber olarak anmaktan ziyade, bir tanrı olarak sunarlar. Hz. İsa, tanrılığa yükseltildiği için, onu görmüş, vaazını dinlemiş ve onun öğretisini sonraki nesillere aktarmış olan Havariler ve diğerleri de İsa'nın peygamberleri haline gelmiştir. Tıpkı Yahudilerde olduğu gibi, Hıristiyanlıkta da vahyi ifade etmek için “navi“ kelimesi kullanılmıştır. Ancak bu İbranice kelime, Latinceye ve oradan da Latince kökenli diğer Avrupa dillerine “prophet“ veya “prophetes“ şeklinde çevrilmiştir. Prophet, bir şeyi önceden haber veren, gelecekle ilgili kehanette bulunan kişiyi ifade etmektedir. Kelimenin etimolojik arka planı, Hıristiyan yazarların peygamber tanımını etkilemiş ve peygamberlik “beşeri ve doğal bilgi vasıtasıyla bilinemeyecek olan gelecekteki bir olayın, kesin bir şekilde önceden haber verilmesi“ şeklinde tanımlanmıştır. Fark edilebileceği gibi, kelimenin etimolojisinden hareket eden ve modern Hıristiyan bakışını özetleyen bu tanım, peygamberliği, gelecek bilgisini haber vermekle sınırlandırmaktadır. Bu çeviriyi yapanlar, navi kelimesine , tıpkı Arapça nebi kelimesinde olduğu gibi, “haber veren“ şeklinde bir anlam yüklemişlerdir. Ancak İslam'da insanın doğal yollarla edinemeyeceği, Allah'ın bildirmesiyle bazı gaybi bilgileri haber veren peygamber, Batı dilinde sadece gelecekten haber veren bir tür kahine dönüşmüş görünmektedir. Peygamberliğin Hıristiyan teolojisinde ihmal edildiğini, hatta bu konuya neredeyse hiç yer verilmediğini belirtmek gerekir. Bu nedenle, Hıristiyanlıkta peygamber ile evliya (azizler),mucize ile keramet, vahiy ile ilham arasındaki farklılıklar neredeyse tamamen ortadan kalkmıştır. Bu nedenle, Hıristiyanlıkta günümüzde bir kişi, gelecekten haber verir ve bu gerçekleşirse, o kişinin peygamberliğinden söz edilebilir.

Hz. İsa'yı peygamber olarak da sunan bazı Hıristiyanlar onu en büyük peygamber kabul ederlerken, onun tanrılığını vurgulayan çoğu Hıristiyan için en büyük peygamber Hz. Musa'dır. Hıristiyan teolojisinde son peygamberin kim olduğu da tartışmalıdır. İsa'dan önceki tüm peygamberlerin temel amacınının, İsa'nın gelişini müjdelemek olduğuna inanıldığı için, İsa öncesi dönemin, hatta tüm zamanların son peygamberinin, İsa'nın geldiğini bizzat elleriyle işaret ederek gösteren Hz. Yahya olduğu düşünülmektedir. Buna mukabil, son peygamberin Hz. İsa, sön ölen Havari, ya da İncil yazarlarının sonuncusu ile özdeşleştirildiği de görülmektedir. Peygamberliğin sona ermediği, hala devam ettiği de Hıristiyanlar arasında yaygın kabul görüşlerden biridir. Hıristiyan kutsal kitabındaki veriler dikkate alındığında, Hz. İsa'dan sonraki dönemde, Havarilerden ayrı olarak, peygamberlik yapan erkek ve kadınların bulunduğu görülmektedir. Ancak İsa sonrası peygamberlerin temel vazifesi yeni bir din, kitap veya şeriat getirmek değil, ahlaki uyarılarda bulunmak veya çoğu zaman görülebileceği gibi gelecekten haber vermektir.

(Muhammet Tarakçı)