Gönderi

belki bir takım kafalar kesilecektir
"Bu bir olup bittidir. Sözkonusu olan; millete egemenliğini, bırakacak mıyız, bırakmıyacak mıyız? sorunu değildir. Sorun zaten olup bitti durumuna gelmiş gerçeği açıklamaktan başka birşey değildir. Bu, ne olursa olsun, yapılacaktır. Burada toplananlar, Meclis ve herkes bunu doğal karşılarsa, bence uygun olur. Yoksa, gerçek yine yöntemine göre saptanacaktır. Ama belki bir takım kafalar kesilecektir.."
Sayfa 671
·
11 Gösterim
8 Yorum
Mustafa Kemal kafanın yalnız dışını değil, içini de tanzime kalkıştı. Batı şapkaydı. Şapka ve itaat. Kalabalığın yerine "Şef" düşünecekti. Kur'an rafa kalktı. "Nutuk" çıktı ortaya. Bir "nutuk" ve "fırka". Bir lokma ve hırka. Önder önüne gelenin kellesini vurdurdu. Fırka, hiç bir zaman ağzını açmada cesaret edemeyen kalabalıkların ağzına vurulan kilide bir yenisini daha ekledi. Sonra yenildi içildi. Ve hazret sirozdan kıvrandığı yataktan bir Tanrı olarak kaldırıldı. Cemil Meriç, Jurnal I
Önceki 6 yanıtı göster
"Bir demokrasi düşünün ki, kendisine "aydın" payesi verilen şamar oğlanları alfabenin harfleri hakkında konuşmak hakkından mahrum. Sözde laik bir cumhuriyette en kenef, en adi mefhum ve nesneler mukaddes. Latin alfabesi kuduz bir köpek gibi dile musallat edildi. Üniversite o zamanki ve bu zamanki üniversite şuur ve haysiyetinden iğdiş edildiğinin farkında değil. Bir alay çizmeli sarhoş, memleketin gönlü ve göğsü üzerinde tepindiler. Hepimiz suç ortağıyız. Yıllarca uyutulduk. Kitaplar deccalı Tanrı gösterdiler. Bütün şereflerimizden utanır olduk. Ne hürriyet, ne kalkınma, ne maddede zafer ne manada fetih. Rezil bir tahrip. Her güzeli, her şerefi, her mukaddesi. Hiçbir müstemleke, kıymetlerinin âdet bezinden daha hakir görüldüğünü bu zavallı memleket kadar ürpermeden, isyan etmeden müşahede etmek bedbahtlığına uğramamıştır. Radyomuz kasaba kerhanelerine utanç verecek, hırıltı ve zırıltılarla dolu. Türkçe her gün katlediliyor. Ya zavallı musikimiz?" Cemil Meriç, Jurnal
21 yanıtı göster
Orijinal metin böyle: Bu bir emrivakidir. Mevzuubahs olan; millete saltanatını, hakimiyetini bırakacak mıyız, bırakmıyacak mıyız? meselesi değildir. Mesele zaten emrivaki olmuş bir hakikati ifadeden ibarettir. Bu, behemehal, olacaktır. Burada içtima edenler, Meclis ve herkes meseleyi tabiî görürse, fikrimce muvafık olur. Aksi takdirde, yine hakikat usulü dairesinde ifade olunacaktır. Fakat ihtimal bazı kafalar kesilecektir.
Kimi kızılı göremez, kimi yeşili. Manevî bir Daltonizm bu. Hepimizini kafasında “no man’s land”ler var. İnsan yalnız önünü gören bir araba beygiri. Cuvillier’nin “Manuel de So-ciologie”sinde telefon rehberlerini kıskandıracak bir isim bolluğu karşısmdasınız. Pîr-ü berna sosyoloji kelimesini ağzına alan herkes yazarın iltifatlarına nail olur. Yalnız İbni Haldun bir dipnotuna misafir edilir. Marx yarım asırdan fazla arafta bekledi Bizim için bütün irfan dünyası bir memnu bölgedir. Batı. Hangi Batı? 1963 Türkiyesi’nde Tomist olabilir miyim? Linç ederler. Kilise babaları örfün fermanı ile yasak. Çağdaş Avrupa’da düşünce turnuvasını temsil eden silahşorlar malum. Marksizm, geç bir kalem. Yüksek Hâkimler Kurulundan sözde liberal bir zatla konuşuyordum. Yıllarca zindanda süründükten sonra salıverilen komünizm zanlılarından söz açtım. Ahmet Akat’ın, Faruk Atay’ın ibretâmiz macerasını anlattım. Hakkınız var, dedi, ama ne olsa millî menfaatler.. Bu adam için milletin beynini millî menfaatler adına köpeklere yedirmek milliyetperverlikti. 1914 savaşında şehir dolusu aydın kaybettik. O savaşı yedek subaylar yaptı. Yedek subaylar yani entelijansiya. Sonra Sevr ve Lozan.. Mustafa Kemal 150 aydını mektepten talebe kovar gibi sınır dışı etti. Zaten memlekette düşünen adam sayısı da aşağı yukarı o kadardı. Sonra sol cenaha döndü, onları da, kırkayak tepeler gibi, ezdi. Cavit beyi astı. Sonra filozof istiyoruz. Kuzum ne filozofu? Demokrasi kahramanı İnönü beş hocayı kürsüsü ile beraber uçurdu. Tan matbaası sosyalist lider Ti-ritoğlu’nun himmeti ve hürriyetperver üniversite gençliğinin kuvvet ve kudreti sayesinde yerle bir edildi. Zekeriya radikal sosyalist bile değildi, demokrat ve oportünistti. Mütefekkir bir ip cambazı değildir. Bir İttihat ve Terakki fedaisi değildir. Voltâire’ler, Rousseau’lar bütün bir burjuvazi tarafından destekleniyorlardı. Rousseau’ya Fransa’yı terketmesini Zaptiye Nâzın bizzat gelip haber veriyordu. Harman beygirine verilen hürriyet, aydına ihsan edilenden daha büyük ve daha gerçek. Aydın yani başkasının kafasıyla düşünmeyen, yani hiç olmazsa çok kaba mitleri ve “mystification”ları yutmayan. Zavallı kinlerimiz! Meşrutiyet aydını için, frenkleşmiş Meşrutiyet aydını için, düşman İslamiyetti. Korkunç bir şaşkınlık içindedir o aydın. Sabih bey hem Osmanlı İmparatorluğu’na hayrandır, hayatının hilafetle beraber sona erdiğini söyler; hem İslamiyet’e düşman. Yani bizde “athee”, düşünmemek için Allah’ı inkâr eder, meseleyi basitleştirir böylece. Düşünmemek için müslümandır, dogmaların gölgesinde, şâd, uyur da uyur. Yani işimize gelmeyen ne varsa çöp tenekesine atmak, rafa kaldırmak, inkâr etmek. Mecnun nesillerin arapsaçına döndürdüğü o kadar problem var ki, insanın feryat edip kaçacağı geliyor. Kaçanın anası ağlamazmış. Bu kadar erzel bir atasözünü ne boş imanlarda bulabilirsiniz, ne tavşanlarda. Kahraman Türk yumurtlamış bu cevheri ve on sekizinci asırdan beri arkasına bakmadan kaçmış. Avrupa kapitalizminin emr-i yevmilerini yalan yanlış tekrarlamayı tefekkür saymış. Hâlâ kaçıyor. Cemil Meriç, Jurnal
😀
Zavallılar, ne diyelim.
Reklam
Kaçtı mı, kovuldu mu?
Yorum yapabilmeniz için giriş yapmanız gerekmektedir.