Yabancılaşan erkek, kadına sırılsıklam âşık olur. Kadın, bu sevdayı önce olumlu karşıladığı halde pekiştirilen bazı kuşkuları yüzünden, sonradan, erkekten uzaklaşır ve onunla ilişkilerini keser. Erkek ise, kendisini intihara kadar sürükleyen bir moral çöküklüğüne, mutsuzluğa kapılır. Onun için artık hayatın bir anlamı kalmamıştır. Bu kararını başından geçmiş olayların kaçınılmaz bir sonucu gibi görür. Gerçek sevgiyi hayatında ilk kez tattığına, ancak bu kadını sevebileceğine ve ancak onunla mutlu olabileceğine inanır. Eğer sevgilisi onu terkederse, kimsenin bir daha onun yerini alamayacağını ve onun yerini tutamıyacağını söyler. Sevgilisini kaybederse, bir daha, başka bir kimseyi sevemiyeceğine inanır. Öyleyse? Öyleyse, sevdiği kadın onu terkettiğine göre, ölmekten başka yapacak bir şey kalmamıştır. Bütün bu düşünceler, seven erkeğin açısından inandırıcı, mantıkî ve doğru gibi görünmekle birlikte, onu tanıyan dostları şu soruları sorabilirler: Ortalama bir insana göre daha az sevebilme yeteneğine sahip görünen bir kimse nasıl oluyor da, bugün sevdiği kimseyi kaybetmektense, ölmeyi göze alacak kadar sevebiliyor? Erkek, böyleşine sevdiği kadının hoşlanmadığı bazı tutum ve davranışlardan neden vazgeçemiyor? Yine, nasıl oluyor da, yerine konulmaz bir kayba uğradığından söz eden erkek, hep kendi sıkıntılarını dile getiriyor da, o kadar çok sevdiğini söylediği kadının duygularına daha az ilgi gösteriyor? Kara sevdaya tutulmuş biriyle uzunca bir görüşme yapılırsa, konuşmanın bir yerinde, hastanın “kendisini boş veya boşlukta hissettiği, kalbini gerçekten kaybettiği, çünkü onu sevgilisine verdiği ve şimdi kalpsiz kaldığı” , şeklinde yanıp yakınmalar içinde kıvrandığı görülür. Eğer şikâyetlerin gerçek anlamma kulak verirsek, anlarız ki, “kara sevda”ya tutulmuş olan erkek, aslında, hastalığının yabancılaşma olduğunu dile getirmeye çalışmaktadır. O, kendi benliğinin sihirli çemberinden kurtulup, başka bir kimseye yaklaşarak onunla birleşecek kadar sevmek yeteneğini hiçbir zaman kendinde bulamamıştı. Öyleyse ne yaptı? Bir sevgi ve dostluk ilişkisi için duyduğu özlemin hepsini bir kadına aktardı, onunla birlikte olduğu zamanlar sevgiyi yaşadığınısandı; oysa gerçekte, sevgiyi değil, sevginin hayalini yaşıyordu. Öyle ki, bu tipler, tutku nesnelerini, sevgi, özlem, mutluluk ve hayat-doluluk gibi duygusal değerlerle donatıp yükledikçe, kendi yönlerinden yoksullaşırlar ve sevgililerinden ayrılınca da kendilerini boşlukta hissederler.
Sayfa 57
·1 alıntı·
28 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.