... Gazetelerinde, nutuklarında hep bunu ileri sürüyorlardı. Memlekete rahat nefes alınağa bile imkan vermeyen baskılarına bir sebep göstermek gerekince, "ara sıra anarşi olur, düzen bozu­lur gibi sözler etseler bile" asıl bu irtica bahanesini ele alıyorlar. Yobazlığın hortlamasına müsaade edemeyiz diye yırtınıyorlardı.
Nihayet günün birinde yobazlık kara kuvvet, yeşil sarık, irtica sahiden hortladı. Ama Menemen'de değil, o eline ayağına köstek vurmak istedikleri halkın içinde de değil. Ankara'da ve kendi aralarında.
Yirminci yüzyılın ortasındayız. Sesini günden güne yükselten irtica bağırıyor:

"Kız okullarını oğlan okullarından ayıralım. Kız öğrencileri köy enstitülerine almayalım ... " (Sanki tarlada ve fabrikada da kadını erkekten ayırabilirlermiş gibi.)

"Ulûmudiniye okutalım da şu bozuk ahlakımız düzelsin... " (Sanki kendi ahlaklarında din ile düzelecek taraf kalmış gibi.)
Dünyanın neresinde bir gerilik varsa dört elle sarılıyorlar. Hür ve efendi bir milletin içinde yaşadıklarını unutup uşaklara dalkavukluk ediyorlar. Ankara'nın bir camisinde beş on ihtiyar bir hacı babanın eteğini öpünce utançlarından yere geçecekleri yerde sinsi ve memnun gülümsüyorlar. Çünkü onların kanaatlerince, bu millet ne kadar uyuşturulursa, kendi hakedilmemiş ekmeklerini o kadar emniyetle yiyeceklerdir.
Daha dün Atatürk'ün etrafında ileri düşünceli, laik zihniyetli görünmeye çalışan bu ikiyüzlüler, şimdi yeşil sarığı küflü kafala­rına geçirip diyorlar ki: Amerika'da da, İngiltere'de de ahlak dine dayanırmış. Bu ne kadar kökü içerde düşünce böyle? Amerika'da bir sürü de tarikat vardır. Şu halde hemen tekkeleri de açalım. Suriye'ye, Mısır'a giden şeyhleri geri çağıralım, sokakları keşküllü teberli dervişlerle dolduralım.
Ne hallere düşmüşler! Demek halkın gözünü boyamak için ellerinde başka çareleri kalmamış.
Mehmet Saydur
Sayfa 61-62, pdf/Çınar Yayınları