“Sevgilim Mi Mi'ciğim,
Kalbinin atışını son duyuşumdan bu yana 5864 gün geçti. Bunun kaç saat, kaç dakika olduğunun farkında mısın? Şarkı söyleyemeyen bir kuşun, açamayan bir çiçeğin ne kadar yoksul olduğunu, sudan çıkan balığın sefaletini bilir misin?
Sana yazmak çok zor Mi Mi. Sana hiç birini yollamadığım o kadar çok mektup yazdım ki. Bilmediğin ne söyleyecektim? Konuşmak için mürekkeple ve kağıda, harflerle kelimelere ihtiyacımız var sanki. Bu 140.736 saatin -evet, o kadar çok oldu- her birinde yanımda oldun, yeniden buluşana değin de olacaksın.”
Size şimdiye kadar okuduğum en güzel alıntılardan birini okutarak başlamak istedim yorumuma sevgili dostlarım... Bu alıntıyı okuyup da şimdikiler de aşk mı ya demeden geçemiyorum. O kadar güzel bir kitap okudum ki, aşkı iliklerime kadar hissettiğim bir kitap hem de... Bu kitabı bastıkları için@arka ne kadar teşekkür etsem az gerçekten de. Konusundan bahsedeyim size biraz: Başarılı ve ünlü bir avukat olan babası tam da Julia'nın fakülteden mezun olduğu günün ertesi sabahı ardında hiçbir iz bırakmadan ortadan kaybolur. Birkaç yıl sonra ise annesi şans eseri bulmacanın bir parçasını bulacaktır. Mi Mi adlı gizemli bir kadına 40 yıl önce yazılmış ama gönderilmemiş bir mektup. Babasının geçmişindeki gizemi çözme isteğiyle Julia kariyerini ve önünde onu bekleyen hayatı bir kenara koyar ve Mi Mi'nin bir zamanlar yaşamış olduğu yere gider. Yolculuğu onu doğunun esrarengiz bir bölgesine, küçük bir dağ kasabasına götürür. Orada babasını tanıyan ve kendisi hakkında da inanılmaz şekilde bilgi sahibi olan bir adamla karşılaşır. Merakına teslim olarak onunla her öğleden sonrası buluşup ondan babasının gençliği hakkında şaşırtıcı hikayeler dinler. Gerçekten de babası hakkında aslında hiçbir şey bilmemektedir.
Eğer sevginin ve aşkın gözle değil de kalple olduğunu hissetmek ve yaşamak istiyorsanız mutlaka bu kitabı okumalısınız dostlar. Eminim ki çok seveceksiniz keza benim 2019 favorilerime girdi bile. Şimdiden sizlere keyifli okumalar diliyorum, kitabı alırsanız bana yazın