Gençler eski şiirimizi okumuyorlar, çünkü bulamıyorlar.
Sadeddin Nüzhet yeni yazı ile Baki divanını bastırdı, ikinci, üçüncü derecede şairlerden daha bir ikisinin divanını bastırdı. Allah razı olsun.
Ama bu iş o kadarla kaldı. Çocuklarımıza verecek bir Fuzuli, bir Nedim divanı bulamazsınız. bunca yıldır o divanların üç dört tanesi olsun bastırılamaz mıydı? şiirlerin yanına bugünkü Türkçe ile birer tercümesi de konulabilirdi.
İşte Necmeddin Halil Onan'ın İzahlı Divan Şiiri Antolojisi.
O kitabın gençlerimize çok büyük iyilikleri olabilir. Ama yazık ki yalnız ders kitabı diye okunuyor, öğretmenlik etmeyen yazarlarımızın çoğu onu görüp okumalıdır bile.
Öyle bir kitap yalnız okulda kalmamalı, hayatımıza karışmalıdır. Tamamdır demiyorum, iyi bir başlangıçtır. Fuat Köprülü'nün Antolojisi...
Bu "antoloji" sözünü yazarken tüylerim ürperiyor, ne çirkin, ne yaban kelime!
Frenkçede iyi olabilir, Türkçeye uymuyor.
Neyse... Fuat Köprülü'nün antolojisi daha büyüktür ama onda şiirler anlatılmamıştır, beklenen hizmeti göremez. Onu muhakkak bir öğretmen okutup mısraların ne demek olduğunu söyleyecektir. Necmeddin Halil'in kitabını ise bir genç kendi kendine de okuyabilir.
Ama, yine söylüyorum, bu kadarla kalmamalıdır. Edebiyat bilginlerimiz Mecnun-u Leyli'yi yeni yazı ile bastırmak içi bilmem ne duruyorlar?
Fuzuli'nin o büyük şiiri, dünyanın en güzel manzum romanlarından biridir.
Kays'ın Leylâ'yı tanımayıp savması, Leylâ'nın hastalanıp ölmesi, o parçadaki sonbahar tasviri:

Bir böyle hevada Leyli-i zâr
Gam def'ine etti meyl-i gülzâr
Gördü gül-ü lâleden eser yok
Enva-i çemende berk-ü ber yok
Sahn-i çemenin sefası gitmiş
Noksan-i sefa kemale yetmiş
Ne berk yüzünde tab kalmış
Ne sebz teninde âb kalmış...

Leylâ'nın öldüğünü haber alınca Kays'ın feryadı, gidip kabrin üzerinde ölmesi:

Gül derdi hadika-i emelden
Mey içti surahi-i ecelden
Kabrini kucakları nigârın
Can sadkası etti ol ol mezarın
Leyli dedi verdi can-ı şirin
Ol âşık-i bî-karâr-ü müskin...


Bütün bunlar eşi az bulunur sayfalardır. Gençlerimiz, çocuklarımız biraz anlatılınca bunları pekâlâ sevip okuyabilirler.
Okullarda çocuklara divan şiiri şimdi gösteriliyor, edebiyat tarihi yanında Necmeddin Halil'in kitabı da okutuluyor. İyi ama ezberletilmiyor! Edebiyat öğretmenleri arasında çocuklardan şiir ezberlemelerini isteyen beş on kişi var, yok... Ötekiler sadece yüzünden okutuyor, mâna verdiriyor, bırakıyor. ezberlenmeyen şiir, iyice öğrenilmiş demek değildir, insanın dışında kalır, hayatına karışmaz. Gençlere şiir ezberlemek hevesi verilmiyor. Kimi görseniz: "Benim hafızam kuvvetli değildir, şiiri severim, okurum ama belleyemem" diyor; bununla övündüğü de belli...
Çünkü malûm ya! ezberlemek pek akıllı adam kârı değildir, hafızlar öyle zeki olmaz...
İşte bu düşünce ezberciliğin, şu kötü mânada ezberciliğin ta kendisidir.
Ezberciliğin iyi olmadığını duymuş, bu sözün ne demek olduğunu iyice anlamamış, ezbercilik neye derler? onu öğrenememiş, şiir ezberlemeği de kötü bir şey sanıyor. Bu düşünceyi çocuklara da aşılıyorlar.
Ben ezberlerim, iki bin beyit kadar bilirim, çok bir şey değil, Avrupa'da kendilerini edebiyata vermiş insanlar arasında yirmi beş, otuz bin beyit bilen vardır, bunların hiçbiride, bizim "hafızası kuvvetsiz", ezberciliği beğenmeyen dostlarımızdan sersem değildir. Bir kimsenin istese de ezberleyemeyeceğini, yaşla, tütünle, bilmem ne ile hafızasının körleştiğine inanmayın; hafızalarının kuvvetsizliği işletmedikleri içindir.
Her insana hafıza vardır, konuşuyor, demek ki bir çok kelimeleri ezberlemiş. Herkes bir iki tane olsun türkü bilir, doğru yanlış mırıldanır, demek ki hafızası vardır.
Eskiden şiiri çabuk ezberleyemezdim, on beş, yirmi kere okurdum; şimdi üç beş okuyuşta öğreniyorum. Ezberlemeği bir zaman bırakırsam hafıza yine tembelleşiyor, yine almıyor. Öyleyse hep bir alışma işi. Kendinizi alıştırın, siz de çabucak ezberlersiniz...
İşin doğrusu şiiri gerçekten sevmiyoruz, bizde güzel söz şekilleri aşkı yok; bizde olmadığı için bu duyguyu çocuklarımıza da veremiyoruz, sonra da divan şiiri artık unutulacak, gençler anlamıyor diye dövünüyoruz.Bu işte yeni yazının, dil değişmesinin, Arapça/Farsça öğrenmemenin bir suçu yok, hiç olmazsa büyük bir suçu yok.
Asıl büyük suç bizim kendimizin de eski şiiri gerçekten sevmeyişimizde, onu evlerimizden kaldırmış olmamızda.

Gençler gazelleri anlayıp sevemezlermiş... Yahya Kemal'in şiirlerini, gazellerini yalnız biz yaşta olanlar mı okuyor, beğeniyor sanıyorsunuz? Biz mektepte iken Yahya Kemal daha yeni yazmağa başlamıştı, hocamız gelip de ondan bir iki beyit okuyunca pek sevinirdik.
Bugünün liselerine giden çocuklarda tıpkı bizim gibi, öğretmenlerinden Yahya Kemal'in şiirlerini okutmasını istiyorlar, yeni bir gazelini okursanız çok seviniyorlar, mânasını öğrenip defterlerine yazmak istiyorlar.
Yahya Kemal'in gazellerini okuyup seven gençler; Fuzuli'nin, Bâki'nin, Naili'ninkileri niçin anlayıp sevmesin?..


Cumhuriyet, 10.10.1942 (Abdurrahman Cahit ZARİFOĞLU)
Nurullah Ataç
Sayfa 32 - Yapı Kredi Yayınları