%54 (267/496)
267. sayfada demir attıktan sonra aklımdan geçenler:

Bernard Lewis'in Ortadoğu'su her satırıyla sizi tarihte gezintiye çıkarıyor. Bir batılının gözünden yani dışarıdan parçası olduğunuz bir coğrafyaya adına ortadoğu denilen mezopotamya-küçük asya hattına sosyal, kültürel, siyasî, dini bir bakış atıyorsunuz. Lewis her halükarda alanına hakim bir isim. Yinede karşılaştırmalı okumak gerek. Mesela Edward W. Said'e de kulak vermek gerek.

Lewis'in, zamanında Amerikan dış politikasına yön veren etkin bir isim olduğu söyleniyor. Hamaseti bırakıp kabullenilmesi gereken bir gerçek var ortada. Bu adam konusuna çalışmış ve ortadoğuyu onu biliyorum zanneden anti-oryantalist politik islamcılardan çok daha iyi biliyor. Adamlar biz sizin ciğerinizi biliriz diyor. Edward W. Said'den sonra bu iddialı hamleye karşılık veren kim var peki şarkta.

Yenilgiyi kabullendik. Edward W. Said dediğinizde bile en solcusu, en anti-emperyalisti, en okuyanı bile burun kıvırıyor artık. Bir anda hamasçı, gerici, arkaik kafalı her şey oluyorsunuz. Said'in bahsettiği o betimleyici oryantalist bilgi iktidarı kafalara yerleşmiş olsa gerek: Şark her yönüyle uygarlaştırılması gereken bir barbarlık coğrafyasıdır. Bizim yerli oryantalistlerden bile daha insaflı Lewis. En azından satır aralarında bir hürmet gizli.