Sevgili öğretmenimiz her ders farklı haylazlıklarımızla karşılaşmaya başlamıştı .
Bir birine silgi atanlar , ön sıradaki kızların saçlarını çekmeler sürekli çöp kovası başına gidip kalem açmalar . Hergün bir kalem feda edilirdi çöp kovası başında . Yada hergün bir silgi kesilip olmayan arkadaş ile paylaşılırdı , o bana ben ona atarken bir yerlere çarpıp seker giderdi . Öğretmenimiz her 10 cümlesinden sonra haylazlık yapan herkesi BURAYA GEL AÇ ELİNİ deyip cetvellemeye devam ediyordu .
Koca sınıfdaki herkes birer çocuktuk aramızda ben hiç ruj kullanıp makyaj yapıp , sakal bıyık uzatan öğrenci görmemiştim çocuktuk işde .
Öğretmenimiz haricinde , çocuklara yetişkin davranmak sanırım biraz yerinde olmayan bir davranıştı belkide biz çocuklar yanılıyorduk .
Her tenefüs serseri bir mayın gibi ne yapacağımız belli olmuyordu .
Ya su savaşı ya kumdan heykeller yada sağa sola koşturmalar .

Öğretmenin burnundan gelmeye başladı artık bize farklı cezalar uygulamaya başlamıştı .
Tek ayak üstünde durmalar
En ön sırada oturtmalar
Çete üyeleri ile ayrı sıralar A göndermeler

Durumlar böyle olunca bizde farklı şeyler e yöneliyorduk ,
Mesela o kara tahtanın önünde dururken şaklabanlıklar yapıyorduk ,
Sürekli tuvaleti bahane ederek sınıfdan kaçıyorduk ,
Başka sınıfların kapısını çalıp kaçmalar gibi

Artık yavaş yavaş monotonluğa sürüklenirken biz , okula. Üç kamyon odun getirildi sınıflara soba düzeni alındı .

Bir macera üretmek lazımdı üst sınıfdaki abiler odunlardan iki tane seçip Budak kısımlarına basıp akrobatlar gibi yürüyordu .
Bizde heveslendik kendimize göre ağaç dallarından aldık oynuyoruz , Lan. Düşersiniz başka oynayacak oyunmu yok diye kızıyordu öğretmenler yada komşunun bizden büyük çocukları .
Biz bir hafta boyunca böyle devam ettik artık
Dal parçaları üzerinde akrobat olmuştuk
Showlar yapıyorduk . Bizi elinde dal parçaları ile kovalayan hizmetliler mi dersiniz gelip yakalayan kulaklarımızdan asılanlar nöbetçi öğretmenler , ama bunlarda bizi yıldırmamıştı
Amacımıza ulaşıp akrobat olmuştuk becerilerimiz doğmaya başlamıştı .
Artık havalar değişmeye başlamış , yaz ayının son demleri yaşamış son bahar dönemine girilmişti . O tarihlerde Antalya sınırları içerisinde yağan yağmurlar felaketlere sebeb olurdu yani bazen 3-5 gün kesintisiz şiddetli yağmurlar yağardı , bulunduğumuz semt gece kondu ev muhiti olduğu için bir çok eve sel suyu dolardı .
Bizler okulda iken heryer su dolar okul bahçesi göl olurdu arabası olan gelir bütün çocukları balık istifi doldurup götürürdü .
Bu gelip götürme işini bir kaç defa yapanda vardı , geri dönmeyenlerde . Ben severdim sularla oynamayı yürümeyi ıslanmayı yada çamurlarda yuvarlanmayı . Bir komşumuz vardı mahallemin fazla sözü dikkate alınmayan ama mahalle içerisinde bir olay olduğu zaman da ilk damlayan bir kişilik , elinde Kocaman plaj şemsiyesi ayağında inşaatta kullanılan çizmeler . Kendisi bir Çınar gibi çocukları yanına alır bizde bir birimize sarılır usul usul yürürdük , evine yakın olan koşa koşa giderdi kimini ebeveynlerinden birisi yolda şemsiye ile karşılardı . Eve gidene kadar saçlarımız ve üst kısım hariç her yer ıslanırdı .
O abimiz biz çocukları hep severdi her yağmurda da öyle yapardı .

Evinde sobası yananların önlükleri elde yıkanır hemen soba borusu üzerinde bulunan tel askılara asılırdı .

Ertesi gün hayat bugün sabahki gibi devam edecek çünkü annelerimiz öyle yapardı öyle bilirdi .

Öğretmenlerimiz yağmurlu günlerde İstiklal marşı ve andımızı sınıflarda okuturdu .
Kimisi tekrar önlükleri giymiş kimisi sivil ,
Her yağmur yağdığında ben sivil giderdim
Önlük kurumadı bahanesiyle , halbuki annem o önlüğü yıkayıp kurutmayı başarırdı oğlum okula giderken giysin diye , ama ben öyle düşünmezdim. Hep farklı bir bakışım vardı hiç bir zaman kimseye özenmemiştim , kimseyede heveslerim olmamıştı , öğretmenler ,abiler ,amcalar ,büyükler BÜYÜYÜNCE ne olacaksın diye Sorduklarında hep “PİLOT” olacağım derdim .
Çünkü bir pilot getirmişti babamı bana bende birilerine sevdiklerini , özlediklerini götürmek istemiştim .


Sınıfımız da soba yakıldığı zaman odunları öğrenciler alır gelirdi odunlukdan , kimin gücü ne kadar a yeterse artık .
Hep ben yada yanımda bir çete üyesiyle giderdim işlenilen dersten arazi olmak adına , öğretmen de benden bıktığı için bu duruma göz yumuyordu .

Sınıfa odunu bile bir başkası getirse kavga ederdim ben getiriyorum odunu diye .

Resmen okuldaki hizmetliler gibi çalışıyordum tek farkımız benim üzerimde önlük olması ve devlettten maaş almamamdı .

Artık arazi görevlerine okadar adamışım ki kendimi öğretmenler odasına çay , kahve taşımaya başlamış teneffüslerde nöbetçi öğrencilerin danışma masasında gelen giden velilere yönlendirmeler yapıyordum , O her kesin koluna takıp hava atmak istediği derslere girmediği nöbetçi öğrenci kolluğunu 3 tur döndürüp koluma bir iğne ile takınca .
Artık gören herkes dalga geçer olmuştu ,
Bu çocuğu sabit nöbetçimi yapsak her gün diye
Uzun bir dönem tenefüsler de abiler ,ablalarla nöbetçilik yapmıştım , havalar tekrar ısınıp çiçekler açana kadar ....

( Yıllardır düşünürdüm , yaşadıklarımı yazsam kitap olur film olur diye . Yazmayı da bir çok yıl düşünmüştüm demekki , 2020 yılında yazmak mış nasip olan ve hiç tahmin edemezdim hikayemi okuyanların bu kadar güzel mesajlar yazacağını “KEŞKE 10 sene önce başlasaydım yazmaya .)

Her zaman kendinize ve çevrenize “GÜZEL BAKIN VE GÜZEL GÖRÜN “


21.BÖLÜM “MAHALLE SULAR ALTINDA OKULLAR TATİL “