·430 syf.··Beğendi
···Okunma: 01 Şubat 2020 01:20 · Yine bir Khaled Hosseini klasiği... Yazar kitaplarında okuyucuya birçok duyguyu aynı anda yaşatabiliyor.
Geçen senelerde ilk olarak uçurtma avcısını okumuştum. Aslında hiç bana hitap eden bir tür değildi ama en sevdiğim kitaplardan biri haline gelmişti...
Bin Muhteşem Güneş hakkında internette uçurtma avcısı kadar iyi olmadığı yazıyordu ancak bence yazarın bu kitabı da çok güzeldi...
Kitapta bir an yüreğinizi sıcacık edecek satırları okurken bir an sonra yazar sizi şaşırtıyor ve olaylar bambaşka yerlere gidiyor. En çok sinir krizi geçirdiğim ve aynı zamanda içimi sıcacık eden kitaplardan biridir büyük ihtimalle... hatta tek kitap bile olabilir.
İlk bölümü (ve aslında üçüncü bölümü de) okurken çok zorlandım, sinirden bir ara yarım bırakmayı bile düşündüm ama bırakamadım.
İkinci bölüm ise ilk bölümün aksine bir o kadar güzeldi...
Kitabın arka kapağındaki yazıyı okuduğumda bu iki kadının hayatları nasıl olacak da birleşecek diye düşünüyordum, çünkü ilk başta ikisinin de ayrı ayrı hikayelerine şahit oluyoruz. Leyla’nın hikayesi başta insanın içini sıcacık edecek kadar güzelken Meryem’in hikayesi ise...
Tarık’ın ve Leyla’nın aşkları beni o kadar etkiledi ki...
Fedakarlığın, saf ve koşulsuz sevginin, savaş acılarının, kadınlara edilen zulümlerin anlatıldığı en iyi kitaplardan biri bana kalırsa... Yüzümde hep buruk bir gülümsemeyle hatırlanacak olan bir kitaptı...
Dipçe: Raşit’i işkence ede ede öldürmeyi çok isterdim... Ve Tarık... Sen nasıl güzel bir adamsın...