Nezamandır denk gelmiyordum böyle tadı damağımda kalan bir esere. Kitap hakkında hiçbir fikrim yoktu ve düşük bir beklentiyle elime aldım. Fakat daha ilk sayfalardan beni sarıp sarmaladı. Duru bir anlatım ile farkını ortaya koyan kendine özgü tasvirleriyle akıp giden, hüznü anlatırken bile tebessüm ettiren, heyecanı hiç düşmeyen, köhne bir mahallenin kuytu köşelerinde unutulmuş hayatların hikayesi. Sıradan gibi görünse de anlatımın zenginliği ile sıradışı ruhlara bürünen karakterler var. Biraz umut, biraz aşk, biraz aksiyon ama dönüp dolaşıp çöp evin hüzünlü koridorlarına çıkıyor.
.
Doğuştan bir bacağı sakat bir adamla, yarısı yeşermiş ağaçtan farksız bir kadının aynı koltukta ömürlerini tükettiği sırada, yan odada ölümü bekleyen yatalak bir dede ve camdan dışarıyı seyreden torun..bir yandan kağıt toplayan kartoncu ile uzaklara gitme hayali kurarken bir yandan evsizlere yardım eden Mevsim’in karşısına çıkma çabası.. mahallelinin uğrak yeri kahvehanede buluşan hayatlar.. başladığı yerde biten sonlar kitabın konusunu oluşturuyor.
.
Yazarın ilk kitabı Sürgün Ruhlar Senfonisi de okuma listeme eklediklerimden. .
Farklı ve etkili bir kalemle tanışmak isteyenlere gönülden tavsiyemdir