İlk gün birkaç sayfa okuyup bırakmıştım. Eğer okumadan rafa kaldırırsam pişman olurum diye tekrar baştan okudum. 9 yaşındaki karakterimiz Can'ın eksikliklerinin tamamlanması ve fazlalıklarının da evrilme sürecini "sen sonsuzluk nedir onu da bilemezsin" diyerek ortaya çıkaran öğretmeni, onu zihnindeki açmazlarla buluşturur. Bu soru onun felsefi kaygısının temelini oluştururken geleceğini de şekillendirecektir. Üstelik o gün eve geldiğinde anne ve babasının da vermiş olduğu cevap üzerine bu fikri yola yalnız çıkacak, yolunun kesişeceği kişiler onun hayatını değiştirecek dokunuşlarda bulunacaktır. Bir ara konunun üzerinde hakimiyetimi kurdum derken kitap aşk hikayesine kayıyor gibi oldu. Bak ne güzel çizgiyi tutturmuşsun, gel etme şu aşkı sokma işin içine desem de kitabın sonlarında ağzım açık kaldı. Demek ki aşka da gerek varmış dedim.
Çünkü Can'ın bu kaygıları, soruları bitmedi. Üniversiteyi bitirdi, işe girdi. İşe başladıktan sonra bir dil kursuna yazıldı. Burada hayat hikayesinin başlangıcı olan yukarıdaki aşk mevzusu devreye giriyor. Üstelik öyle basit bir aşk da değildir. Aşkı da sorgulatır. Aslında görünen ve görmek istediğimiz üzerinden altın tepside felsefe bize sunulur. Onun "kötülük probleminin" çözümü de burada yatıyordur. Kitabın sorgulamaları tamam oldu dediğim an kitabın adının Suretler olduğunu anımsadım. Elektrik Elektronik Yüksek Mühendisi olan Tomris Hanım'la görüştükten sonra yolu suretlerden geçer. Buradaki diyalogları öyle sağlamdı ki yazarın kalemine hayran kaldım. Çünkü cümlelerin içi doldurulurken, alt metinlerle de desteklenmişti. Özellikle Ayhan Abi, Tomris Hanım ve Özellikle Ayhan Abi, Tomris Hanım ve otel odasında gerçekleşen sohbetleri çok sevdim.
[Kaynak: instagram.com/p/B8J5_VYp5Nd/?...]