Yüce dinimizin iman esaslarını kabul edip, bir müddet bunlara uygun olarak yaşadıktan sonra herhangi bir sebep yüzünden dinimizden ayrılan ve çıkan kimselere mürted denir. İslam tarihini inceleyince görmekteyiz ki, bunlar ilk defa sevgili Peygamberimizin ölümü üzerine halife seçilen Hz. Ebubekir zamanında ortaya çıkmıştır.

Mürtedlere karşı yapılması gereken muameleyi önce Kuran'ı Kerim'in yukarıda zikredilen ayeti kerimelerinden, daha sonra da Hz. Ebubekir'in mürted olan bazı Arap kabilelerine gonderdigi mektuplarından ogrenmekteyiz. Buna göre mürted olan bir kimse veya topluluk önce İslam'a davet edilip, büyük bir din bilgininin huzuruna çıkartılır. Burada kendisini İslam dininden çıkartan sebepler ve şüpheler ne ise olduğu gibi anlatılır. Din alimi tüm bunları dinledikten sonra, Kuran-i Kerim'in ve Peygamberimizin hadis-i seriflerinin ışığı altında hiçbir şüpheye ve tereddute yer bırakmayacak şekilde ikna edici bir açıklama yaptıktan sonra, buna rağmen gerçek din olan İslama girmeyen mürtedler artık öldürülür. Burada yüce dinimizin üstün taraflarından biri karşımıza çıkmaktadır: Fikre saygı ve müsamaha. İslamda körü körüne şuursuzca hiçbir hareket yok. Her şey bilerek ve anlayarak yapılır.

Bütün şüpheleri giderildikten sonra gerçek din İslama girmeyen ve bu yolda hala direnen bir kimse normal bir kafaya ve kalbe sahip olmayan maneviyat hastalarından biridir. Nasıl ki herhangi bir bulaşıcı hastalığa tutulan ve artık iyilesmesinden ümit kesilen bir hayvan, bulaşıcı hastalığının diğer cinslerine geçip onların da telef olmasını önlemek maksadiysa öldürülürse, aynen öyle de mürtedlik hastalığının yayılmasına ve Müslümanlar arasında birtakım kargaşaliklarin çıkmasına engel olmak için bu yola sapanlar öldürülür.
...
Nitekim Hz. Ebubekir mürted olan Arap kabilelerine gonderdigi mektupta, "Eger onlar İslama davet edildikten sonra hala mürtedlik üzerinde ısrar ederlerse, ölümün mümkün olan her türlüsüyle onları öldürün ve kendilerinden İslamdan başka hiçbir şey kabul etmeyin." diye yazmıştır.