·155 syf.··Beğendi
···Okunma: 20 Şubat 2020 12:09 Salinger'ın iki öyküsünün olduğu kitap: ‟Franny” ve “Zooey”.
Franny ve Zooey, Glass ailesinin yedi çocuğundan en küçük ikisi. Sırayla tüm kardeşler küçük yaşta 'Akıllı Bir Çocuk' adlı yarışma programına katılıyorlar ve hepsi sorulan soruları bilerek kamuoyunda ailenin garip bir ün kazanmasına neden oluyorlar. En büyük iki ağabey gerçek bilgelik yolunda ilerlemeye, yaşamın ve varoluşun amacını sorgulamaya gayret etmiş, bu yönde kendilerini geliştirecek okumalar yapmışlar. Evin en küçük iki kardeşi (kız kardeş Franny ve ağabeyi Zooey) bu en büyük iki ağabeyin eğitimiyle yoğuruluyorlar küçük yaşta.
İlk öyküde (‟Franny”), Franny, hafta sonu için trenle, üniversitede edebiyat okuyan erkek arkadaşıyla buluşmaya gider. Yazdığı edebi bir makalenin beğenilmesinin gururunu yaşayan ve bunu paylaşma heyecanıyla sohbet konusu yapan erkek arkadaşı ile Franny'nin buluşması hiç de umdukları gibi gitmez çünkü Franny son zamanlarda okuduğu bir kitabın etkisiyle içinde bulunduğu çevreyi, akademiyi ve yaşamı sorgulamaya başlamıştır ve başkaları için önemli olan çoğu şey ona anlamsız gelmeye başlamıştır.
İkinci öyküde (novella daha doğru galiba) ise Franny eve dönmüştür, durumu hiç iyi değildir, sürekli ağlayıp uyur, yemeden içmeden kesilmiştir ama öykünün başında aktör olan ağabeyi Zooey ve anneleri ile tanışırız. Zooey, hayatta olan en büyük ağabeyi Buddy'nin yazdığı ve yıllarca yanında taşıdığı uzun mektubu okur önce, sık sık yaptığı gibi. Ve sonra annesiyle uzunca bir sohbete girerler banyoda. Annesi hem Buddy hem de kardeşi Franny için endişelidir. Franny ile konuşmasını ister Zooey'den.
Franny ile Zooey arasında salonda başlayıp, telefonda devam eden konuşma (ki Zooey telefonda ağabeyleri Buddy'miş gibi konuşur Franny durumu anlayıncaya kadar) hikâyenin düğüm noktası gibidir. Zooey'nin mutsuzluğunun ve bunu kabullenişinin özünü ve Franny'nin aradığı soruların cevabını ya da aradığı aydınlanmaya giden yolun ışığını gördüğü ândır bu.
Galiba en çok Salinger'ın yazdıklarını okurken sürekli yazarını düşünür buluyorum kendimi. Yazdıkları kendi yaşam yolunun taşları gibi. Okuduğu, etkilendiği kitaplar, düşünce şekli, hayata bakışı gibi. Bana kitaptan kalan en etkileyici düşünce: Çevrendeki tüm anlamsızlıkların içinde, ne yapıyorsan onu ödül ya da cezadan kaçınmak için değil; ya da yettiği kadar değil; içinde taşıdığın öze, ona layık olacak şekilde yap.
Ve incecik kitaptan epey bir okuma (ve üzerinde düşünecek şeyler) listesi çıkarabiliyorsunuz.