Babam haber vermeden gittiğim için kızmıştı, ama fazla üstelemedi. Yalnız otuz lira düşündürüyordu onu. Nereden bulsun, kimden alsın? Birkaç kere köyüne çıktı, indi. Denkleştiremedi. Sonunda bir çare buldu aklınca. "Yirmi lira bulabildim" dedi. "Sen bunu götür. Müdüre fakir olduğumuzu anlat. Kalanını çeltik kalkınca yollarım."
"Ya kabul etmezlerse baba?"
"Etmezlerse dön gel. Ne yapayım başka?"
Yeniden sıkıntı başlamıştı. Geri çevirirlerse ne ederdim ben? Devlet işiydi bu, yarısını sonra yollamak olur muydu?
Üzüldüğümü babam da anlıyordu. Tekrar gitti köye. İçimden dua ediyordum, bir denkleştiriverse şu parayı diyordum. Ertesi gün geldi. Yüzü kapkaraydı. "Koca köyü dolaştım da on lira bulamadım" dedi. "Ne akrabadan hayır var ne komşudan. Allah belasını versin bu köyün. Dinsiz imansız hepsi de." Çaresizlik içinde ne edeceğini bilemiyordu. Ortakçısı olduğumuz ağaya gitti. Bir sürü borcu vardı zaten, ondan da alamadı. Ben o zamanlar on lirayı epey bir para sanırdım bunun için