Puan vermedi·256 syf.····Okunma: 02 Mart 2020 20:49 Hasan Ali Toptaş, varoluşsal çerçevede postmodernizmi esas alan yazarlarımızdandır. Gölgesizler adlı eseri de tam olarak postmodenizmi yansıtıyor diyebilirim.
Postmodernist eserlerde olması gereken özelliklerin birçoğu geliştirilmiş bir şekilde karşımıza çıkıyor.
İlk başta anlatıcı olarak baktığımızda çoğulcu bir bakış açısı var. Yani tek bir anlatıcı bakış açısı göremiyoruz bu da modern ötesinin yaptığı tekniklerden biri. Yazar bunu kurgusuyla başarılı bir şekilde gerçekleştirmiş.
Esere adını veren “Gölgesizler”in en büyük vasfı kayboluşlarıdır. Bu kayboluşların içinde aslında “kaçış” da vardır. Dolayısıyla bu kaçışın içinde de bir “arayış” vardır. Bu arayış nasıl bir arayış? Varoluşsal bir arayış. Yazar bu arayışı “gölgesizler” üzerinden okuyucuya aktarıyor.
Gölgesizlerde belirli bir mekan ve kronolojik zaman yoktur. İç içe geçmiş iki mekan vardır: Şehir ve köy. Tabii bunların hangi şehir ve köy olduğu da belli değil. Bu iki mekan içindeki karakterlerin bazıları zaman zaman yer değiştirilerek verilir. Kimi yerinde hangi karakter nerede? gibi sorular sorabilirsiniz.
Postmodern anlatıda olduğu gibi bu eserde de bir bilinmezlik söz konusu. Bu bilinmezlik, bir varoluş serüveni olarak iç içe geçmiş olay örgüsünde okuyucuya sunuluyor. Buna sunuştan ziyade sezdirme de diyebiliriz. Bu sezdiri üst kurmaca yani kuracanın kurmacası diyebileceğimiz bir teknikle yapılmıştır.
Postmodern kitapların -bence- en önemli özelliklerinden biri de okuyucuya doğrudan sunulan bir anlatının olmaması. Yani okuyucunun birleştirerek, düşünerek, hazmederek diri bir şekilde okuması gerekiyor. Gölgesizler de tam olarak böyle bir eser.